İran’la ihtiyatlı bahar

Türkiye, İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Ruhani’nin değişim umudunu satın alıyor. İran’ın Suriye politikasını değiştirebileceği beklentisi gerçekçi olmasa da Ruhani ile çalışmak bölgesel gerilimlerin düşmesi konusunda fırsatlar sunabilir.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

iran’s regional influence, iran

Ağu 7, 2013

İki komşu olarak ‘kontrollü gerilim’ siyasetini elden bırakmadan en az 300 yıldır birbirlerini gayet iyi idare eden Türkiye ile İran, uzun bir aradan sonra ilk kez Mısır’da Muhammed Mursi’ye yapılan darbeye karşı ortak tepki vererek aynı dalga boyuna düştü. Nükleer programa yönelik Amerikan yaptırımları çerçevesinde petrol alımının yüzde 40 düşürülmesi, Malatya-Kürecik’e kurulan NATO kalkanı ve Suriye krizi yüzünden Türkiye, İran’la son yılların en koyu gerilimini yaşıyor. Şimdi Ankara, Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı koltuğuna oturmasıyla yeni bir sayfa açılmasını umuyor. 11’i devlet başkanı düzeyinde olmak üzere yaklaşık 55 ülkenin Tahran’daki yemin törenine katılması Ruhani’ye kredi açanların Türkiye ile sınırlı olmadığını gösterdi. Ne var ki Ankara ile Tahran arasındaki ‘soğuk savaş’, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde aldığı tören davetine Dışişleri Bakanlığı düzeyinde yanıt vermesine yol açtı. Hatta cumhurbaşkanı ya da başbakan düzeyinde katılım olmaması Türk hükümetinden bir tavır olarak algılandı. Al Monitor’a konuşan kaynaklar “Katılımın düşük düzeyde tutulduğu görüşünü kabul etmiyoruz, daha önceki törenlere Türkiye büyükelçi gönderiyordu” izahatını getirse de gözden kaçan bir durum Tahran’ın ilk kez yabancı devletlere davetiye göndermiş olmasıydı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na “Bu, bir tavır mı?” diye sorulduğunda kararlılıkla bu tespiti reddetti: “Hayır, katiyen. Özel bir anlam yüklememek lazım, katılım düzeyini neye göre belirleyeceksiniz, daha önce örneği yok.”

İkili ilişkilerde Suriye test alanı

Dışişleri Bakanı’na Tahran yolculuğunda eşlik eden Radikal yazarı Akif Beki’nin aktardığına göre Davutoğlu, Türkiye’nin Ruhani’den üç düzeyde beklentisini dile getirdi: “İçerde halkın beklentisi; ekonomik durumun iyileştirilmesi ve buna yönelik adımların atılması. Uluslararası beklenti; nükleer programın bir çözüm yoluna kavuşturulması. Bölgesel beklenti; Suriye’deki politikaların gözden geçirilmesi. Ruhani kendi çizgisini yansıtacaktır. Hatemi’nin dışa açılımcı politikaları Ahmedinecad döneminde bölgesel etkinlik politikalarına yönelme. Bunlar o şartlar içinde takip edilen çizgiler. Ruhani döneminde yeni bir dış politika çizgisine ihtiyaç olduğu herkes tarafından görülüyor. Ahmedinecad döneminde karşılıklı görüş ayrılıklarına rağmen belli alanlarda ilerleme kaydedebilmiştik. Şimdi Ruhani döneminde yine görüş ayrılıklarına rağmen Suriye başta olmak üzere bölgesel konularda daha açık ve samimi bir diyaloğa hazırız. Bu anlamda yeni bir perspektif katılması önemli. Ruhani ile birlikte yeni bir diyalog imkânı olduğuna inanıyoruz.” 

Davutoğlu’nun “İran’ın Suriye politikasında ciddi bir değişiklik olası mı” sorusuna yanıtı da şu: “Değişimi öncelikle Suriye’de bekliyoruz. İran’ın Suriye politikası son dönemlerde Hizbullah’ın Suriye’de bizzat alana girerek savaşmasını da göz önüne aldığınızda herhangi bir diplomatik pozisyon alma niteliğinden çıkıp alanda doğrudan taraf olma niteliğine büründü. Ruhani tarafından özellikle son iki yıllık politikanın ciddi bir şekilde ele alınması bölge barışına da katkı yapacaktır. Ama aynı politikalar devam ederse Ruhani’nin dönemi bölgede yeni bir hayal kırıklığına yol açabilir. Hem dini gelenek içinden gelen kimliği dolayısıyla bir ağırlığı var hem de en kritik dönemlerde ciddi müzakereler yürütmüş olması dolayısıyla ağırlığı var. Bu iki kimliği birleştiren bir lider olarak Hatemi’nin çizgisini yeni unsurlarla takviye ederek devam ettirebilir ve bu anlamda bir yeni dönem açabilir.” 

Davutoğlu’nun sözlerinden Beki’nin çıkardığı sonuç: “Türkiye önce Ruhani’nin icraatını görmek istiyor. Suriye’de ne yapacak mesela, bekleyip onu görecek. Ruhani’yi Suriye’de görene kadar da ihtiyatı elden bırakmak niyetinde değil.”

Gül-Ruhani görüşmesi eylülde

Davutoğlu’nun Ruhani ile görüşmesinde de Suriye’yle ilgili kaygılar ve görüş ayrılıklarını gidermek için birlikte çalışmanın gereği üzerinde duruldu. Davutoğlu görüşme sonrası “Kendileri de bu konuda Türkiye ile istişarelere önem verdiklerini ifade ettiler. İnşallah en kısa zamanda önce Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile daha sonra da Ruhani’nin Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımızla yapacağı görüşmelerle bu istişareleri sürdüreceğiz” dedi. Erdoğan, Ruhani’ye arayıp tebrik ederken Al Monitor’a konuşan kaynaklar, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de eylülde New York’ta BM Genel Kurulu toplantıları sırasında İran lideri ile görüşmek için girişim başlattığını belirtti.

Ancak iki ülkenin liderleri arasında istişareler son derece önemli olsa da Suriye konusunda hayale de yer yok. Zira Davutoğlu’nun Tahran’a giderken “Elini uzatırsa sıkar mısınız?“ sorusu üzerine “Hayır, kesinlikle! Bir teması kabul etmemiz mümkün değil” dediği ve İran meclisinde üç kez karşılaştıkları halde yüzünü öbür tarafa döndüğü Suriye Başbakanı Wail Halki, Ruhani’den destek sözü aldı. SANA haber ajansı, Ruhani’nin “İran Suriye ile ilişkilerini geliştirme amacı güdüyor ve yüzleştiği zorluklar karşısında Suriye’nin yanında duracak” dediğini aktardı.

Ruhani ilk basın toplantısında da İran’ın Suriye politikasını devam ettireceği mesajı verdi: "Suriye'de siyasi çözümden başka bir yol olduğuna inanmıyoruz. Ve dış müdahalelere kesinlikle karşıyız. Suriye'de demokratik seçimlere gidilerek ülkenin geleceği halkın talepleri ile belirlenmelidir. Bizim bölge ve komşu ülkeleri olarak görevimiz, İran, Türkiye ve diğer bölge ülkeleri olarak Suriye'deki bu sürecin en kısa zamanda atlatılması için işbirliği içerisinde çalışmamız, dış müdahaleye ve ülkedeki gruplara silah yardımına karşı olmamızdır."

‘Değişen Türkiye olur’

İran’ın Suriye ile ilgili tutumu bir devlet politikası. Bunun Ruhani ile birlikte değişmesi zor. Ama Tahran’ın siyasi çözüm seçeneklerine daha ağırlık vermesi Türkiye ile de diyalog zeminini güçlendirebilir. Al Monitor’a Davutoğlu’nun Ruhani ile ilk temasını değerlendiren Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi (IMPR) Başkanı Doç. Dr. Veysel Ayhan ise Suriye konusunda İran değil Türkiye’nin değişim içinde olacağına inanıyor: “Türkiye, Ruhani ile Suriye konusunda uzlaşma arayışı içinde. Herkesi tatmin edecek bir orta yol bulmaya çalışıyorlar. Yani Suriye’de İran’ın çıkarları ve Baas'ın güvenliği sağlanacak, kısmi demokrasi olacak. Bence Ruhani’nin görüşmede yaptığı demokrasi ve güvenlik dengesi vurgusu önemli. Esad rejimi üzerinde Türkiye'nin ‘Evet değişimi sağladık’ diyeceği öz olmayan bir takım değişimler karşılığından Türkiye de rejimle yaşayacak.”

Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek ise Al Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye, Ruhani’den umutlu. Geçmişte pek ilgi göstermediği cumhurbaşkanlığı yemin törenine bu yıl Dışişleri Bakanı düzeyinde katılmış olması, Ankara’nın Tahran’la geçmiş dönemde dibe vuran ilişkilerini yeniden canlandırma hedefini ortaya koydu. Türkiye’nin Ruhani’den beklentisi sadece Suriye gibi güncel konularda adım atmasından çok, ülkesinin ağır ambargolarla karşılaşmasına neden olan politikalarında yumuşamaya gitmesi. Ankara’da, petrol fiyatlarındaki artışa rağmen İran ekonomisinin dibe vurmasının Ruhani’yi batı ile ilişkiler konusunda reformcu bir yaklaşım sergilemeye zorlayacağı beklentisi hakim. Buna karşın önemli de bir kaygı var: İran’ın ‘establishment’ı diyebileceğimiz mollalar, dış politikadaki hakimiyetleri sayesinde Ruhani’nin hareket alanını daraltabilir.”

Zeyrek, Ruhani’nin halktan alacağı güç sayesinde Ruhani’nin mollalarla bir güç savaşına girebileceğini öngören üst düzey bir diplomatın “Eğer bu güç savaşını Ruhani kazanırsa İran, Suriye de dahil birçok konuda politikalarını yumuşatabilir. Batı ile daha fazla işbirliği yapıp çok can yakan ambargoların yumuşamasını hedefleyebilir” dediğini aktardı. Zeyrek böylesi bir çekişmenin Ankara’da da hesaba katılan bir unsur olduğuna dikkat çekti:

“Ankara Ruhani’ye duyduğu umut ile Mollaların da yarışı bırakmayacağının yarattığı kaygı arasında sıkışmış durumda ve Ruhani ile ilişkilerini, Ruhani’nin kazanmasına katkı sağlayacak yönde biçimlendirecek.”

Ruhani’nin İran halkı üzerinde yarattığı değişimin umudunu Türkiye de bölgesel konulurda oluşan gerilimi gidermek için fırsat olarak görüyor. İran’la birlikte çalışmak Tahran’ı uluslararası topluma yaklaştırdığı kadar Türkiye’nin de savrulduğu uç noktalardan toparlanmasına yardımcı olabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

İran’ın Yukarı Karabağ ikilemi
Ali Hashem | Sınır ihtilafları ve ilhak  | Eki 9, 2020
Ninova’daki valilik seçimleri Bağdat’taki Sünnileri böldü
Omar Sattar | Irak seçimleri | May 25, 2019
Suriye’nin yeniden imarında Rusya-İran rekabeti
Julia Sveshnikova | Rus etkisi | Eyl 24, 2018
Üç inançtan üç komutan
Fehim Taştekin | | Oca 5, 2016
İran Suriye’deki Rus varlığından memnun mu?
Abbas Qaidaari | | Eki 14, 2015

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Devlet açıkları büyüyor, borçlar tırmanıyor
Mustafa Sönmez | | Oca 21, 2021
al-monitor
Kafkasya’da tüm yollar Rusya’ya mı çıkıyor?
Fehim Taştekin | Rus etkisi | Oca 15, 2021
al-monitor
Varlıksız Varlık Fonu sorun yumağı
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | Oca 13, 2021
al-monitor
Türkiye Musul Havalimanı projesini nasıl Fransa’ya kaptırdı?
Fehim Taştekin | ekonomi ve ticaret | Oca 13, 2021