Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan ve Gülen arası siyasal iktidar savaşı var mı?

By
p
Article Summary
Erdoğan ve Gülen arası siyasal iktidar savaşı var mı?

Günümüz Türk siyaseti “Yeni Türkiye nasıl olacak?” sorusu etrafında düğümleniyor.Günümüz Türkiyesi’nde güç kapasitesi çok yüksek olan iki temel siyasi aktör var. Yeni Türkiye’yi anlamak isteyen her yabancı okur,siyasetçi yada entelektüel bu iki aktörün zihniyetini iyi anlamak zorunda.Yoksa Türkiye üzerine yapılan bütün analizler önemsiz ve anlamsız kalmaya mahkum olur…

Bu aktörlerin birincisi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti ve ikincisi de ABD’de yaşayan din adamı Fethullah Gülen önderliğindeki Hizmet Hareketi.Kendisine kısaca “Hizmet” diyen bu İslami oluşumun Batı akademilerinde yaygın adı Gülen Hareketi.Türk medyasında ise bu hareket “Cemaat/The Community” diye anılıyor.Gülenistler “Cemaat” lafından hoşlanmıyorlar ama bu kavram Türkiye’de çok yerleşmiş durumda.

Peki nasıl oluyor da Yeni Türkiye’nin AK Parti’den sonra en önemli siyasi aktörü yine bir başka siyasi parti(mesela anamuhalefet partisi CHP) olmuyor da bir İslami cemaat oluyor? Niye Türkiye uzmanı Batılı gazetecilerin ve akademisyenlerin çoğunluğu anamuhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerinden çok Pensilvanya’daki Fethullah Gülen’in görüşlerini merak ediyor? Hatta bazı uzmanlar Erdoğan’ın en büyük rakibinin Gülen olduğunu söylüyor.Bugünkü Türkiye’deki siyasal iktidar mücadelesinin Erdoğan hükümeti ile Gülen hareketi arasında geçtiğini yazan çok sayıda akademisyen var…Bu uzmanların dediğini doğru kabul edersek çok tuhaf ve absürd bir Yeni Türkiye manzarası ortaya çıkıyor. Demokratik yollarla,hür ve adil seçimlerle iktidara gelinen medeni bir ülkede bir siyasi partinin rakibi nasıl bir dini cemaat olur? Bu bir tenis kortunda bir tenisçiyle bir güreşçinin maçı kazanma mücadelesine benziyor! Demokratik siyaset arenasında iktidar olmak için siyasi partilerin yarışması gerekmez mi? Aksi bir yarış demokratik açıdan gayrımeşru bir durum değil midir?

Kısacası,Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçerken anlaşılması güç grotesk bir Türkiye fotoğrafı var elimizde.Geçen haftalarda da Türkiye’de en çok konuşulan konu Erdoğan-Gülen ilişkileri idi.Önce Erdoğan’a ve Gülen’e yakın gazetelerde birbirini suçlayan kimi yazılar çıktı,bu polemikler büyüdü.Ardından Fethullah Gülen’e bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 11 maddelik bir açıklama yayınladı.Bu açıklamada da Erdoğan hükümetine yönelik sert sitemler yer alıyordu.Gülen’in vakfı,açıklamasında Türk bürokrasisi ve yargı teşkilatındaki Gülenistlerin tasfiye edildiğini söylüyordu.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise bu söylenenlerin doğru olmadığını kendilerinin Fethullah Gülen’i çok sevdiğini ve değer verdiğini söyledi.Türk hükümetinin en önemli ikinci adamı Arınç, Gülen’den Türkçe’de çok yüksek saygıyı ve itibarı ifade eden “Muhterem Hocaefendi” diye bahsediyordu…Ama bir yandan da devleti yönetecek adamın Başbakan Erdoğan olduğunu,devlette tek patronun meşru yolla iktidar olmuş AK Parti olduğunu da vurguluyordu.Devlette görev alan memurların demokratik yolla seçilmiş sivil hükümetin emirlerinden çıkmaması gerektiğini de söylüyordu Başbakan Yardımcısı… 

Erdoğanistler ve Gülenistler arasında özellikle son iki senedir ima dolu laflarla süren gölge boksu ilk kez somut bir tartışmaya döndü.Yine ince ve kibar bir dille sürüyor bu tartışma ama artık taraflar daha açık ve net…Günümüz Türkiyesi'ne şekil veren bu çok önemli siyasal tartışmanın kimi örneklerine geçmeden önce bu ilişkilerin geçmişine bir dönelim ve kimilerince Erdoğan’ın rakibi kimilerince Erdoğan’ın eski koalisyon ortağı olarak tanımlanan Gülen'i ve Hizmet Hareketi'ni biraz tanıyalım…

Türkiye’nin en güçlü ve en karizmatik din adamı olan Fethullah Gülen 1941 yılında koyu muhafazakar bir Anadolu şehri olan Erzurum’da doğdu.Gülen,Türk İslamı’nın resmi kurumu Diyanet İşleri’nin kayıtlarına göre emekli bir vaiz ve imam.

Dini faaliyetleri yanında Gülen’in siyasi faaliyetleri 1963 yıllında memleketi Erzurum'da başlamıştır. Burada Komünizmle Mücadele Derneği’ne üye olmuş ve anti-komünist faaliyet yürütmüştür.Sonraki yıl Türkiye’nin en kuzeybatısındaki şehir Edirne'deki görevi sırasında çalıştığı imam odasında özel sohbetler başlatarak bugünkü hareketin temellerini atmıştır. Ama Gülen’i Gülen yapan Türkiye’nin en seküler şehri olarak bilinen Ege kıyısındaki İzmir’deki faaliyetleridir. 1966'da İzmir’e merkez vaizliğine atanan Gülen,bu laik şehri merkez üs olarak benimseyerek tüm Ege il ve ilçerinde sohbetleriyle bir İslami ağ kurmaya başlamıştır.Gülen’in bir İslami ağ kurmak için Türkiye’nin en laik ve Batılı şehrini tercih etmesi Gülen’in meydan okuyucu karakteriyle ilişkilendirilebilir.Birazdan da okuyacağınız gibi hayatının her safhasında karşılaştığı her zorlukta Gülen içe kapanmayı değil dışa açılmayı tercih etti.Her zaman değişik yöntemlerle meydan okumayı tercih etti.Gülen’in bu meydan okuyucu(challenger) hayat hikayesine devam edelim..

12 Mart’ta darbe yapan askerler bu yeni yeni ün kazanan genç ve karizmatik vaizi hapse attılar.Gülen 7 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı ve 1974 yılında beraat etti.1975 yılında bu genç karizmatik vaiz İzmir ve Ege sınırlarını aşma kararı aldı.Anadolu’nun tüm şehirlerinde Kuran ve Bilim, Darwinizm, İslami Altın Nesil isimli konferanslar vermeye başladı.Gülen’in sempatizanları hızla artıyordu.Gülen,modern dünyada eğitimin ve kitle medyasının öneminin farkındaydı.Konferanslarında da hep eğitim ve medya alanında Müslümanların güçlenmesi gerektiğinin altını çiziyordu.Ekonomide de devletçilikten değil serbest pazar sisteminden yanaydı.Müslüman girişimciler ve işadamları neslinin yaratılmasını da çok önemsiyordu...

1970’lerin sonunda Gülen’e bağlı ilk süreli yayın organı Sızıntı(Kutsal Hakikat’in seküler zihinlere sızması anlamında) dergisi çıkmaya başladı.Bu derginin başyazıları ve daha sonra orta sayfa yazılarını da yazan Gülen’di.Sızıntı Anadolu’da elden ele dolaşıyor ve çok okunuyordu.Gülen’in hayalindeki İslami ağ her geçen gün genişliyordu…

12 Eylül 1980 darbesinden sonra Türk ordusu bir kez daha Gülen’in peşine düştü. Hakkında yakalama emri çıkarıldı.Bulunduğu an hapse sokulacaktı.Yakalama emrini duyar duymaz Gülen hemen kaçtı.Anadolu'da çeşitli şehirlerde dolaştı, dost ve akrabalarına sığındı. 20 Mart 1981 tarihinde vaizlik görevinden istifa etti ve tamamen sivil din adamı olarak yoluna devam etti…

1983 seçimleriyle iktidara gelen liberal Türk devlet adamı Özal’ı destekliyordu.Özal da Gülen’in önünü açtı.Medyanın ve eğitimin çok önemli olduğuna inanan Gülen yeni dergiler ve dershaneler açmaya devam etti,kurduğu network genişliyordu. 1989'da Türkiye’nin entelektüel ve finansal anlamdaki başşehri İstanbul’da vaazlara başladı.Artık İstanbul’u fethetme vakti gelmişti…

1980’ler Gülen Hareketi’nden sonra ayrılıp “itirafçı” olmuş kişilerin anlatımlarına göre Gülenist gençlerin devlet kadrolarına da yerleşmeye başladığı dönem oldu.Gülen’den ayrılan bu kişilerin anlattıklarına göre Gülen’in ağından yetişen gençler özellikle polis teşkilatına,istihbarata ve yargıya yerleştiriliyordu.Bu isimler özellikle Gülen’in istihbarat kurumunu en az medya ve eğitim kadar çok önemsediğini söylüyordu.İstihbaratçı olarak devlete yerleşmiş Gülenciler düzenli olarak karizmatik vaize devletin içinden bilgi aktarıyordu.Hizmet,bu iddiaları bugüne kadar hep reddetti.Ama şimdi son açıklamalarla beraber Gülen hareketi resmen “Devletteki kadrolarının tasfiye edildiğinden,hak ettikleri yerlerde olmadığından” şikayet ediyor ve Başbakan Erdoğan’a sitem ediyor. Kemalist rejimin baskısı Gülen’in üzerinden kalktıkça inkar yerine açıklık politikasına gidilmesi muhtemeldir..

1990'lı yıllarda Özal’dan sonra dönemin Başbakanı Tansu Çiller’den destek gördü Gülen Hareketi.Bu dönem aynı zamanda dünyaya açılma dönemi oldu.Türkiye’nın dışında da okullar kuruluyordu her yerde.Türkiye içinde okullar dershaneler,yeni gazeteler,TV kanalları ve finans kurumları kuruldu Gülen networku bünyesinde.Fakat 28 Şubat 1997 darbesinden sonra yine ordu Fethullah Gülen’in peşine düştü.Bu sefer Türk Silahlı Kuvvetleri çok sert tavır takındı.Bir televizyon yayınıyla Gülen’in montajlanmış kasetlerini yayınladılar.Ordu,Gülen’in büyük bir İslami tehlike olduğunu söyledi ve adeta Gülen’i yok edeceğini ilan etti.Gülen sağlık sorunlarını bahane ederek hemen ABD’ye gitti ve Pennslyvania eyaletine yerleşti.O dönem Gülen’le ilgili onlarca dava açıldı ve bu davaların hepsi 2008’de beraatle sonuçlandı.

Gülen’in ve Hizmet'in üzerindeki bu 28 Şubat depreminden sonra 2003 yılında Gülenci hareketle ilgisi olmayan ama dindar kimliğe sahip karizmatik Recep Tayyip Erdoğan Başbakan oldu.Gülen Hareketi için yeni dönem başladı.Yine Kemalistler,ultra-nasyonalistler Gülen’e saldırmaya devam etti ama Erdoğan hep Gülen’in yanında yer aldı ve Gülenistleri korudu.Gülen’in hem sivil toplum alanında hem devlet alanında önünü açtı.Gülen de Erdoğan’ı orduya karşı destekledi.Özellikle askerin siyasetteki gücünü tamamen kıran iki davada(Ergenekon ve Balyoz) Gülen çok net tavır aldı.Hatta Gülen medyası Erdoğan medyasına göre orduya karşı çok daha sert tavır takındı.Ordu mensupları da polis ve yargıdaki Gülenist kadroların uydurma delil yaratarak tutuklamalar yaptığını söylediler ısrarla…

Şimdi geldiğimiz noktada Kemalist asker vesayetine karşı beraber mücadele etmiş Erdoğanistler ve Gülenistler savaş haline mi geçecekler? Siyasal iktidar için kavga mı edecekler yoksa yeniden uzlaşacaklar mı? Gülenistler askeri vesayet yerine kendi bürokratik vesayetlerini mi istiyor? Yoksa Erdoğan artık Gülenist kadroları devletten tamamen temizlemek mi istiyor? Önümüzdeki dönem Türk siyasal gündemi tamamen bu sorulara kilitlenecek…

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, religion, politics, akp

Rasim Ozan Kütahyalı, 2011’den bu yana Sabah gazetesinde köşe yazarıdır.  2008-2011 döneminde Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yapan Kütahyalı, anti militarist ve liberal göyüşleriyle tanınmaktadır. Çeşitli televizyon programlarında siyasi yorumcu olarak yer alan Kütahyalı, CNN Türk kanalında başladığı yorumculuğa şu an Beyaz TV’de devam etmektedir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept