Suudi Arabistan Mursi’nin Devrilmesinden Memnun

Müslüman Kardeşler’in Mısır’da başarısızlığa uğraması ve bu çöküşün hareketin sempatizanlarına gönderdiği cesaret kırıcı mesaj, Suudi Arabistan’ın menfaatleriyle uyuşmaktadır.

al-monitor .

İşlenmiş konular

muslim, islamists in egypt, islamists, history of islamists, history

Tem 4, 2013

Mısır’da Müslüman Kardeşler mensubu Muhammed Mursi’nin devrilmesinden daha birkaç saat geçmişti ki Suudi Arabistan, yeni atanan geçici devlet başkanı Adli Mansur’u aceleyle tebrik etti. Yıllarca muhalefette kaldıktan sonra iktidara gelen İslamcı bir partinin çabucak devrilmesi Suudileri rahatlattı.

Ne ironiktir ki ilahi kanunlara göre ülkesini yönetmekle övünen bir rejim, en çok siyasal İslam’ın iktidara gelmesinden korkuyor. Belirtmek gerekir ki çoğu Batı hükümeti gibi Suudi Arabistan da devrik cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek zamanında Mısır’ı yöneten askeri diktatörlükle yan yana olmaktan son derece rahattı. Ne zaman ki 2012’de bir Müslüman Kardeşler mensubu demokratik yollardan cumhurbaşkanı seçilerek göreve başladı, Riyad alarma geçti. Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler’in temsil ettiği İslamcılık biçiminden, hareketin örgütlenme kabiliyetinden, İslam diniyle demokratik sürece katılım arzusunu birleştiren ve gitgide yaygın kabul gören Müslüman Kardeşler’in mesajından her zaman rahatsızlık duydu.

Suudi Arabistan, 1950’ler ve 1960’larda baskıdan kaçan Müslüman Kardeşlere kapılarını açtı. Bu kişiler, sadece Mısır’dan değil, Suriye, Irak ve baskı altında tutuldukları başka Arap ülkelerinden geldiler. Müslüman Kardeşler kadroları, önce Suudi eğitim kurumlarında, sonra da Kral Fahd’ın Arap milliyetçisi ve solcu akımların yayılmasını önlemek üzere kurduğu uluslararası kurumlarda önemli bir yer aldı.

Anılan akımları zayıflatıp itibarsızlaştırmak isteyen Suudiler, sürgün edilen İslamcıları maşa olarak kullandı, bu akımların İslam’a aykırı olduğu propagandasını yaydı. 1980’lerde Sovyetlere karşı yürütülen cihat sırasında Suudiler, gençleri bu dava yolunda ateşlemek, silah ve yardım göndermek için Müslüman Kardeşler’in dünya çapında kurduğu ağlardan yararlandı. Ne var ki Batı’da ve diğer Arap ülkelerinde örgütlenebilen Müslüman Kardeşler, Suudi Arabistan’da hareketin bir kolunu kurma iznine asla sahip olmadı.

Eğitimli, şehirli Suudiler, Müslüman Kardeşler’in söylemini çekici bulmuş, hayır kurumları kisvesi altında sivil toplum örgütleri kurabilme yeteneklerinden etkilenmişti. Siyaseti yasaklayan ve hükümdara koşulsuz biat öngören Vahhabi-Selefi geleneğinden usananlar, Müslüman Kardeşler nezdinde toplumu harekete geçirebilen, özgün bir söylem keşfetmiş oldu. Arap milliyetçiliği ve solculuğunun 1967’den sonra ölmesiyle doğan ideolojik boşluk, siyasal İslam tarafından hızla dolduruldu.

Müslüman Kardeşler’in cazibesinin önüne geçmeye çalışan Suudi din teşkilatı, hareketi bölücü bir odak olarak kınadı ve insanların inançlarını zedelemekle suçladı. Suudi Arabistan, 1990’da Kuveyt’i işgal eden Irak lideri Saddam Hüseyin’e karşı yabancı kuvvetleri müdahaleye çağırdı. Müslüman Kardeşler bu çağrıyı kınayınca Suudi Arabistan, hareketin faaliyetlerini kısıtlamaya başladı.

Müslüman Kardeşler’e karşı duyulan şüpheler, 11 Eylül’den sonra düpedüz düşmanlığa dönüştü. Prens Naif, Müslüman Kardeşler’i Suudi gençliğini radikalleştirmekle suçladı ve 2003 ile 2008 arasında ülkesini kasıp kavuran terör dalgasından sorumlu tuttu. Suçlamalar mesnetsizdi. Zira Suudi Arabistan’da faal olan cihatçıların çoğu, eylemlerini 18. yüzyılda yaşamış olan ve başlattığı gelenek hâlâ Suudi Arabistan’da hâkim olan vaiz Muhammed Ibn Abdül Vahhab’ın öğretisine dayandırıyordu.

Suudilerin Müslüman Kardeşler’e husumeti, terör suçlamalarının çok ötesine gitmektedir. İktidarda olsun, muhalefette olsun, Müslüman Kardeşler’in Suudi rejimiyle bir arada var olmasını imkânsız kılan birkaç etmen var.

Birincisi, Suudi rejimi, İslam temelli bir siyasi partinin ideolojik rekabetinden çekinir. Rejim, Şeriat kurallarını uygulayan tek yönetim olmakla övünüyor. On yıllardır bu efsanenin propagandasını yapan Suudi Arabistan, böylece kendini laik Arap diktatörlerinden ayırmıştır. Suudi din teşkilatı, siyasi liderlerinin İslam’a riayet eden tek yönetim olduğuna samimiyetle inanır. Dolayısıyla, Arap dünyasının en kalabalık ülkesinde Müslüman Kardeşler’in iktidarda olması, İslamcı siyaset üzerindeki Suudi tekelini zedeler.

İkincisi, Suudi Selefiler, demokrasinin Batı icadı olduğuna, ateistlerin, laiklerin ve solcuların iktidara gelmesine yol açacağına inanmaktadır. Buna karşın Müslüman Kardeşler, seçimlere katılmış, parlamentolarda temsil edilmiş, Mısır ve Tunus’ta da iktidara gelmiştir. Demek ki İslam ve demokrasi bir şekilde bağdaşabilmektedir. Bu da, Suudi yönetimi için başlı başına bir tehdittir. Zira rejim, İslami açıdan meşru görülmesi zor olan mutlak bir monarşiye dayanmaktadır. Dolayısıyla Müslüman Kardeşler, Suudilerin kuşkulu meşruiyet iddiasını ifşa etmekte ve inandırıcılıklarını zedelemektedir. Suudi rejimi, bir Müslümanın İslamiyet’e bağlı kalıp aynı zamanda demokrat olabileceği fikrinin kendi vatandaşlarına bulaşmasından korkmaktadır. Tabii bu, tutucu bir İslamcı akım olan Müslüman Kardeşler’in bir özgürlük ve demokrasi abidesi olduğu anlamına gelmez. Ancak Müslüman Kardeşler’in demokratik süreçlere katılmaya istekli olması bile Suudi rejimini korkutmaya yetmektedir.

Üçüncüsü, Suudi rejimi gibi Müslüman Kardeşler de tüm Arap ve İslam dünyasına yayılmış uluslar ötesi bir yapıdır. Suudi yönetiminin dış politikasına ve dışarıdaki meşruiyeti adına hâkim olmak istediği eğitim kurumlarına, vaaz platformlarına ve yardım kuruluşlarına Müslüman Kardeşler tarafından nüfuz edilmiştir. Suudi Arabistan’ın sahip olduğu ekonomik kaynaklardan yoksun olmasına rağmen Müslüman Kardeşler, dünyanın her tarafına yayılmış, bunu bazen değişik kisveler altında yapmıştır. Küresel düzeyde yaşanan bu rekabet, Suudileri kaygılandırmakta, zira dünya çapındaki Müslümanları Suudi politikalarına karşı harekete geçirme ihtimalini taşımaktadır. Yeryüzünün gittikçe büyüyen İslam toplumunda Müslümanların kalbini ve zihnini kazanma yarışı da, bu zemini tekeline almak isteyen Suudi Arabistan için kaygı kaynağıdır.

Dördüncüsü, Suudi Arabistan, sözüm ona düşmanlara karşı- ki bunlar genelde Şia gibi diğer mezheplerdir- Sünni İslam’ın temsilcisi olmakla övünmektedir. Müslüman Kardeşler, daha Mısır’da iktidara gelmemişken İslami birlik çağrısı yaparak Sünni-Şii bölünmüşlüğünü bir nebze yumuşatmıştı. Suudi rejimi, bu tip mesajların kendi konumunu zayıflattığını düşünerek rahatsız oldu. Mursi’nin 2012’de İran’ı ziyaret etmesi, Suudilerin bu yakınlaşmaya verdiği tepkinin yükselmesine yol açtı. Mursi, Suriye’nin Alevi Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a karşı tavır alarak durumu telafi etmeye çalıştı, ancak iş işten geçmişti. Suudi Arabistan, Mursi yönetimi altında Mısır’ın bölgesel rakibi İran’a doğru kaymasından kaygı duyuyordu.

Suudi Arabistan’ın Mısır’da görmek istediği cumhurbaşkanı, şüphesiz ki Mübarek gibi Şii Hilali’ne karşı söylemi devam ettirmeli ve Suudi himayesinden çıkmaktan aciz olmalıdır.

Müslüman Kardeşler, İran’dan ziyade Katar’a doğru kaymıştı. Bu sayede Körfez’in bu küçük ama zengin ülkesi, Suudilerin bölgesel planlarını bozmuş ve Arap isyanlarında hedeflenen sonuç konusunda Körfez İşbirliği Konseyi üyelerini bölmeyi başarmıştı. Suudi nazarında Müslüman Kardeşler güvenilmez, nankör bir örgüttür ve artık Suudi sınırlarına fazlasıyla yaklaşmıştır. Müslüman Kardeşler, bugün ideolojisini Suudiler arasında yayma, Katar’ı ziyaret eden Suudileri devşirme imkânına sahiptir. Zira Katar’da entelektüel kurumlar, medya forumları ve düşünce kuruluşlarından oluşan Müslüman Kardeşler’e yakın bir yapı kurulmuştur.

Müslüman Kardeşler iktidarının ancak bir yıl sürmüş olması resmi Suudi basınında sevinçle karşılanıyor. Bazı sözüm ona liberal gazeteciler, Mısır halkının dinci diktatörlük diye tabir ettikleri rejimden kurtuluşunu kutlarken, en az bir o kadar baskıcı bir rejimin mağduru olduklarını unutuyor. Buna karşın Suudi İslamcılar, Mursi’yi deviren hareketin arkasında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin olduğu dedikodusunu yayıyor. Bu söylentiler bir açıdan doğru olabilir, ancak Mısır’da Mursi’yi devirmek için toplanan kalabalıkları küçümsemektedir. Suudi rejiminin gelinen noktadan duyduğu memnuniyet şu gerçeği karartmamalı: Çok çeşitli ve değişken yapısını koruyan Mısır, İslamcıların yönetimine ya da ülkeyi himayesi altına almaya heveslenen hükümetlere kolay kolay boyun eğmez. Kendi İslamcılarından kurtulan kitleler, Suudi rejiminin müşterisi olmaz. İki devrimi başaran Mısırlılar, herkesin siyaseten temsil edildiği bir dengeye ulaşana kadar bu yolda devam edecektir.

Rakip bir İslamcı hareketin başarısızlığı Suudi Arabistan’ın menfaatinedir. Zira bu durum, Müslüman Kardeşler davasına sempati duyan yerel tabana güçlü bir mesaj göndermektedir. Mesaj zamanla hafızalardan silinebilir, ancak bugün Suudi rejiminin mutluluk günüdür.

Madawi Al-Rasheed, London School of Economics’e bağlı Middle East Centre’da misafir öğretim üyesidir. Rasheed, Arap Yarımadası, Arap göç hareketleri, küreselleşme, ulus ötesi dini akımlar ve toplumsal cinsiyet konularında bir dizi eserin sahibidir. Twitter hesabı: @MadawiDr

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Körfez devletleri yavaş yavaş Şam’a ısınıyor
Giorgio Cafiero | Suriye çatışması | Oca 9, 2019
Mısır-Türkiye gerilimi sokak isimlerini değiştirme noktasına vardı
Rami Galal | Alt yapı ve mimari | Şub 21, 2018
Irak seçimleri: İslamcılar dini söylemden vazgeçiyor
Ali Mamouri | | Oca 21, 2018
Hasankeyf'in hüzünlü vedası
Mahmut Bozarslan | Kültürel Miras | Eki 6, 2017
Kore Savaşını anlatan "Ayla" Oscar yolunda
Metin Gurcan | | Eyl 14, 2017

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Gulf

al-monitor
Suudi Arabistan Libya’da vites yükseltiyor
Samuel Ramani | Libya’daki çatışma | Şub 24, 2020
al-monitor
Türkiye’nin Suriye hamlesi Körfez’i derinden etkileyebilir
Samuel Ramani | | Eki 22, 2019
al-monitor
Husilerin artan saldırı kapasitesi Suudi Arabistan’ı zorluyor
Ammar al-Ashwal | Yemen Savaşı | Tem 8, 2019
al-monitor
Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?
Bruce Riedel | Muhammed bin Selman | May 9, 2019