İran'ın Nabzı

Radikalizmin Siyasal İslam’daki Kökenleri

By
p
Article Summary
Moderniteyi reddeden köktendinci Sünni ve Şiiler, tarihin kendi açılarından mükemmel yorumunu geri getirmeye çalışıyor. 

Günümüzdeki köktendincilik olgusu, Şii ve Sünni mezheplerinde müşterek bir tarihi kökene dayanır. Dinci şiddetin Orta Doğu’daki boyutu ve yaygınlığı, bu iki mezhepteki köktendinciliğe ve müşterek kökenine ilişkin titiz bir akademik araştırma yapılmasını engellemiştir.

“Siyasal İslam” her iki mezhepteki köktendincilik için kullanılan şemsiye bir terim. Bölgesel meselelere daha derinlemesine ve dikkatli baktığımızda aslında “siyasal İslam’ın” farklı yorumlarından kaynaklanan çatışmaların dini çatışmalar olarak lanse edildiğini görürüz. Orta Doğu’da birçok Sünni ve Şii, kendini mevcut dini çatışmalarda taraf olarak görmese de İslam’ın muhtelif siyasal yorumları bölgeyi savaş alanına çevirmiştir. Farklı yorumların birbirine çok benzer ideolojik yapılara ve müşterek tarihi kökenlere sahip olması, altının çizilmesi gereken bir nokta. Bu gerçeğin anlaşılması, Orta Doğu’daki çatışmalara farklı bir bakış açısı sağlayacaktır.

İslamcı köktendincilik, tarihsel geçmişinden bağımsız olarak günümüzdeki toplumsal hareket şekliyle ele alındığında, yaklaşık 100 yıllık yeni bir olgudur. Bu hareket, şanlı geçmişlerine kıyasla Müslüman ülkelerin şu anki zayıf ve aciz durumlarına tepki olarak doğdu. Dolayısıyla köktendinciler de muhafazakâr çevrelerden değil, “İslami Uyanış” hedefleyen reformcu hareketlerden çıktı.

Köktendinciliğin asıl amacı, “kutsal kitaba” geri dönmektir. Bunun için, yazılanlar hiçbir şekilde yorumlanmadan uygulanmalı ve metinlerin resmi ve daha tutucu tarihsel yorumları reddedilmelidir. Köktendincilere göre, metnin özgün, birincil anlamına geri dönmek ve sonradan ortaya çıkan tüm yorumları reddetmek, mevcut tüm sorunlara çözüm getirecektir.

Köktendinciler, yitip giden “Altın Çağ’a” özlem duyarlar. Lakin Sünnilerin “Altın Çağ” anlayışıyla Şiilerinki birbirinden farklıdır. Sünniler için amaç ihtişamlı hilafet zamanına geri dönmektir. Şiiler ise İmamet sistemini hayata geçirmeyi arzu eder. İki grubun hemfikir olduğu nokta ise kusursuz geleceğin şanlı geçmişle aynı olduğudur.

Dolayısıyla, iki grubun hemfikir olduğu temel ölçütler şöyle sıralanabilir:

1. Moderniteye tepki olarak köklere geri dönüş: Köktendincilere göre Müslüman toplumların geri kalmasından içte totaliter yönetimler, dışarıda da sömürgecilik sorumludur. Bunların her ikisi moderniteye dayanmaktadır. Arzu edilen çözüm, İslam’a dayalı siyasi bir anlayış geliştirmek ve bunu toplumda uygulamaktır. Köktendinciler, kendi dini görüşleriyle Batı’da hâkim olan laik anlayış arasındaki tezadı, tanrı merkezcilik ile insan merkezciliğin karşıtlığı olarak açıklamaktadır. Bu görüşe göre Batı, insan merkezci anlayışıyla, tanrı merkezci temele sahip İslam’la karşıtlık halindedir. Dolayısıyla, yeni “cahiliye” Batıdır ve tüm İslamcılar ona karşı savaşmalıdır.

2. Şeriata uygunluk: Köktendinciler, toplumlarında kuralların Şeriatla uyumlu olmasını ister ve bunu mevcut tüm sorunların çözümü olarak görür. Dolayısıyla, toplumun başka bir şekilde yönetilmesini öngörmek, yenilik demek olur ve bu da doğru olmaz. Köktendincilerin demokrasiye yaklaşımı da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Onlara göre demokrasi ancak Şeriat yönetimine giden yolu açmak ve toplumu buna hazırlamak için kullanılabilir. Ancak Şeriatın kendisi, halkın oyunu temel alarak belirlenemez.

3. Şiddet: Köktendinciler, cezalandırmanın tüm tarihsel biçimlerinin meşru ve uygulanabilir olduğuna inanır. Dolayısıyla recim, baş kesme, kırbaçlama gibi eski çağlara ait eylemler, günümüz için de meşru cezalandırma yöntemleri sayılır. Nitekim köktendinci devletin Sünni ve Şii örneklerini temsil eden Suudi Arabistan ve İran’da bu tür cezalar günümüzde uygulanmaktadır.

4. Dinin İdeoloji Haline Gelmesi: Köktendincilere göre İslam, zaman ve mekâna bakılmaksızın toplumda uygulanması gereken, eksiksiz bir siyasi, toplumsal ve ekonomik sistemdir. Köktendincilerin gözünde İslam, sadece bir din değil, insanın toplumsal ve özel hayatının tüm yönlerine hâkim olması gereken bütüncül bir yaşam ideolojisidir.

Köktendinciliğin Şii ve Sünni mezheplerindeki tarihsel gelişimine bakıldığında ikisinin de şaşırtıcı bir şekilde ortak kökene dayandığı görülür. Köktendincilik, üç farklı Müslüman coğrafyasında aşağı yukarı aynı dönemde ortaya çıkmıştır. Arap Yarımadası’ndaki Vahhabiler, İslamiyet’in erken dönemini tabir eden Selef’e dönülmesini talep etti ve Suudi ailesiyle ittifak kurarak istedikleri yönetim şekline ulaştı. Hindistan’daki bağımsızlık hareketi sırasında ise Ebul Alâ El Mevdudî, halifeliği canlandırıp tüm Müslüman topraklarını tek bir İslam devleti olarak birleştirme fikrini ortaya attı. Hatta bu devletin ilk anayasa taslağını yazıp yayımladı. Suudi Arabistan, bu fikirleri memnuniyetle karşıladı ve Mevdudî ile Sudiler arasında yakın bir bağ kuruldu. Mevdudî’nin fikirleri, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in başlıca fikir babası Seyyid Kutub üzerinde de büyük bir etki bıraktı. Kutub, Mevdudî’nin İslami yönetimi canlandırma ve Batı’ya karşı durma ideolojisini yaymaya devam etti.

Şii dünyasında ise Muhammed Bekir El Sadr, Mevdudî’den ilham aldı ve

İslami yönetim anayasasının yeni bir şeklini hazırlayıp yayımladı. Sadr,  İran anayasası yazılırken İslami devletin genel yapısını çizen bir model hazırlayarak bunu İran’ın dini liderlerine gönderdi. İran’daki geçici hükümet, tam da bu esnada Anayasa Uzmanlar Kurulu’na laik bir anayasa taslağı sunmuştu. Kurulun Başkan Yardımcısı Muhammed Beheşti, hemen Sadr’ın metnine dayanan yeni bir taslak hazırladı ve bu taslak, ufak tefek değişikliklerle Kurul tarafından onaylandı. Böylece “velayet-i fıkıh” ilkesi yeni anayasada benimsenmiş oldu.

Bunlara ek olarak, Şii ve Sünni İslam’daki köktendinciliğin ortak kökenine işaret eden başka kanıtlar da vardır.

Kutub’un öğretisi, Sadr’ın takipçileriyle İran’ın dini liderlerini aynı ölçüde büyülemektedir. Kutub’un yazıları, İslami Dava Partisi’nin ideolojisi için hâlen başlıca kaynaktır. Sadr’dan ilham alan ve onun öncülüğünde kurulan bu Şii partisi, şu an Irak’ın hâkim partisidir. İran’ın mevcut Ruhani Lideri Ayetullah Ali Hamaney de Kutub’un eserlerini Farsçaya çevirerek onun fikir ve inançlarını pek çok kez övüp yüceltmiştir.

Tüm bunlar, Orta Doğu’daki çatışmaya ilişkin yeni bir bakış açısı sunmakta ve bu ille de dini bir bakış açısı olmak zorunda değildir. Orta Doğu’daki savaş bir Sünni-Şii çatışması değildir. Bu savaş, siyasal İslam’ın farklı yorumlarının çatışmasıdır. Bu yorumların her biri, diğerini rakip olarak görmekte ve dolayısıyla ona tahammül edememektedir.

Ali Mamouri, Al-Monitor’un İran’ın Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Dini konular üzerine uzmanlaşmış bir araştırmacı yazar olan Mamouri, İran ve Irak’ta dini okullarda ve ayrıca İran üniversitelerinde eğitmenlik yapmıştır. Yazarın dini konularda ve Ortadoğu’da toplumsal dönüşüm ve mezhepçilik üzerine yazdığı bir dizi makale, her iki ülkede yayımlanmıştır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: radical islam, sunni-shiite conflict, religion and state, islamic fundamentalists, islamic caliphate, fundamentalism
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept