Erdoğan’ın İsrail Karşıtı Sözleri ve Türkiye’de Yahudi Karşıtlığının Yansımaları

Erdoğan’ın İsrail Karşıtı Sözleri ve Türkiye’de Yahudi Karşıtlığının Yansımaları

al-monitor .
Barın Kayaoğlu

Barın Kayaoğlu

@barinkayaoglu

İşlenmiş konular

turkey, israel, egypt crisis, egypt, anti-semitism

Ağu 22, 2013

Türk ülkelerinden çok ünlü bir kişi öfke içinde Yahudiler’e ve İsrail’e dünya üzerindeki zararlı etkilerinden dolayı sözlü olarak saldırıyor. Amerikalılar şok geçiriyor. Hikayeyi bilenler gergin bir şekilde olsa da gülüyorlar zira bu filmi daha önce seyretmişler. Kahramanımız Britanyalı komedyen Sacha Baron Cohen’in Borat karakteri değil, 3 Temmuz Mısır darbesinin arkasında İsrail’in olduğunu iddia eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.

Başbakan’ın “elimizde belgesi var” dediği video maalesef pek güçlü bir delil teşkil etmiyor: videoda Fransız yazar Bernard-Henri Lévy Haziran 2011’de Tel Aviv Üniversitesi’nde bir sohbet toplantısına katılıyor. Yanında da o dönem muhalefette olan ve bugün İsrail Adalet Bakanı olan Tzipi Livni oturuyor. Kendisine “yaklaşmakta olan Mısır seçimlerini Müslüman Kardeşler kazanırsa, Mısır ordusu darbe yapmalı mı” diye sorulduğunda Lévy olumlu yanıt veriyor. Videonun kısa kesitinde, Livni sadece başını sallıyor. Ancak bu baş sallama Livni’nin, Fransız yazarın darbeyle ilgili görüşlerine destek vermesi mi yoksa hemen akabinde ettiği “demokrasi sadece seçimler değildir – aynı zamanda bir değerler bütünüdür, demokraside her ikisine de ihtiyaç vardır” sözlerini onayladığı anlamına mı geliyor, belli değil. (Videonun 90 dakikalık kesintisiz haline Tel Aviv Üniversitesi’nin YouTube hesabından ulaşılabilir.)

2-3 dakikalık bir videoda tartışmalı görüşler ifade eden Yahudi kökenli bir Fransız’ın sözlerini İsrail’e ve ince bir şekilde bütün Yahudiler’e atfetmenin birçok sakıncası var. İlk olarak, bunu yaparak Başbakan kendi argümanlarının altını oyuyor. Erdoğan, geçmişte İsrail’i eleştirirken bunu özellikle Yahudi karşıtlığından ayrı tuttuğunun altını çizerdi. Ancak son açıklamaları önyargının en temel tanımlarından birine uyuyor: tek bir kişi üzerinden o kişinin bağlı olduğu bir grup insanın bütün üyeleri hakkında olumsuz fikir ifade etmek. Başbakan’ın, İsrail vatandaşı bile olmayan Lévy’nin İsrail’in sözcülüğünü yaptığını iddia etmesi, bundan sonra İsrail’e karşı yapacağı eleştirilerde haklı bile olsa kendisinin Yahudi karşıtı olduğu iddiası hep dile getirilecek.

İkinci nokta ise şu: artık Başbakan’ın İsrail karşıtı söylemleri kolayca öngörülebilir ve ciddi tutarsızlıklar içerir oldu. Erdoğan, İsrail’e ve “Batı ülkelerine” (aralarında Mısır’daki askeri darbeyi sert bir dille kınayan İsveç’in ve Almanya’nın varlığını görmezden gelerek) öfkelenirken, Katar, Suudi Arabistan, ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi darbeyi alenen desteklemiş petrol zengini ülkelere karşı sesini fazla yükseltmedi. Hatta Riyad, Batı ülkeleri Kahire’ye yaptıkları yardımları keserse bunu ikame edeceği sözünü verdi. Galiba Erdoğan’ın İsrail’le uğraşmasının altında “kolay hedef” olması yatıyor.

Üçüncü nokta ise, Mahmud Ahmedinejad’ın İran’da yarattığı etkiye benzer bir rolü Başbakan Erdoğan’ın Türkiye adına oynuyor olması. Tıpkı Ahmedinejad gibi Erdoğan da Yahudi karşıtı önyargıları vasıtasıyla büyük bir ulusu dünya kamuoyu nezdinde espri konusu haline getiriyor. Nasıl ki yabancılara İran halkının Ahmedinejad’ın Yahudiler’le ve İsrail’le ilgili aşırı fikirlerine katılmadığına ikna etmek mümkün olmadıysa, artık hiç kimse Türkiye halkının Erdoğan’ın önyargılarını paylaşmadığına inanmayacak. Yabancı kamuoyu Borat karakterinin Kazak olmadığını ve Kazakistan’ı temsil etmediğini kısa sürede çözmüştü. Aynı şeyi ülkesinde son yapılan iki seçimde yüzde elliye yakın oy almış bir Başbakan için söylemek mümkün değil.

İlginç olan şu: Türkiye insanı İspanyol Engizisyonu’ndan, pogromlardan, ve Holokost’tan kaçan Yahudiler’e kucak açmakla daima övünmüştür. Başbakan Erdoğan da ülkesinin bu onurlu geçmişinden hem yerli hem de yabancı kamuoyu önünde daima iftiharla bahseder.

Öte yandan, Yahudi karşıtlığı modern Türkiye’de her zaman varolagelmiştir. 1934’deki Trakya olayları, İkinci Dünya Savaşı esnasındaki Varlık Vergisi hadisesi, 1955’deki 6-7 Eylül olaylarında Yahudiler ya birincil hedefti ya da ana hedef olan Rum ve Ermeni azınlıkların yanında zarara uğramıştı. İlk iki olay CHP’nin tek parti iktidarı döneminde meydana gelmiş olsa da, 1955 olayları Erdoğan’ın siyasi mirasçısı olarak gördüğü Adnan Menderes ve Demokrat Parti iktidarı döneminde meydana gelmişti.

İşin özü şu: bugün gördüğümüz olgu, Türkiye’nin belirgin olmayan ancak kökleri eskiye dayanan yabancı düşmanı ve Yahudi karşıtı reflekslerinin su yüzüne vurmasıdır. Bunda Türkiye’nin laik ve AKP karşıtı kesimlerini de göz ardı edemeyiz. Birkaç sene önce AKP karşıtı bir yazarın yazdığı ve Başbakan Erdoğan’ın ve karısının “gizli Yahudi” olduğunu iddia eden bir kitabın en çok satanlar listesine girdiğini unutmamak lazım.

Türkiye açısından da en üzücü olan nokta belki de bu: şu an ülkenin önyargılı, aşırı milliyetçi, ve dinci liderinin karşısında ciddi muhalefet yapan tek kesim önyargılı, aşırı milliyetçi, ve laik kimseler. Gerçekten laik, demokratik, ve liberal bir siyasi hareket vatandaşların çoğuna hitap edecek hale gelmeden Borat-benzeri yabancı düşmanı ifadeler Türkiye’de dile getirilmeye devam edecek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiyeli Museviler ilk kez sokakta
Sibel Hürtaş | | Ara 30, 2015
Erdoğan İsrail’le neden normalleşemez?
Kadri Gürsel | | Ara 23, 2015
Erdoğan’dan Kürt militanlara: “Yok olacaksınız”
Geçtiğimiz Haftaya Bakış | | Ara 20, 2015
Türkiye’nin Rusya konusunda bulanıklaşan kırmızı çizgisi
Paul J. Saunders | | Ara 16, 2015
Türkiye’deki IŞİD sempatisi neden ciddiye alınmalı?
Kadri Gürsel | | Kas 23, 2015

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020
al-monitor
Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020
al-monitor
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020
al-monitor
Suriyeli Kürtler: Mahsul gaspı Türk yardımlarını gölgede bırakıyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | Haz 22, 2020