Türk Sorunu

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkey, chp, akp

Oca 30, 2013

Türkiye’nin Kürt sorununa veya onun bir sonucu olan “terör sorunu”na müzakere zemininde bir çözüm bulmaya çalışmasının, kaynağında cumhuriyetçi Türk kimliği olan ciddi bir psikolojik ve siyasi dirençle karşılaşacağı bir kez daha görüldü.

Geçen 25 Ocak Perşembe günü Türkiye parlamentosunda, yeterince Türkçe bilmeyen sanıkların mahkemelerde anadillerinde savunma yapabilmelerini öngören yasa tasarısı görüşülmekteydi. Konunun Kürt sorunuyla ilgisi ise bu hakkın Kürt siyasi hareketi tarafından talep ediliyor olmasından kaynaklanıyordu.

Kısacası “Kürtçe savunma hakkı”...

Bu hak aynı zamanda geçen kasım ayında 67 gün süresiz açlık grevi yapan Kürt mahpusların eylemlerini bitirmek için ileri sürdükleri talepler arasındaydı. Neticede Kürtlerin mağduriyet duygularının bir nebze hafifletilmesine vesile olabilecek bu kanun tasarısı Meclis’te kabul edildi ama bu sırada Meclis’te yaşanan tartışmalar başka bir sorunu, bu kez “Türk sorunu”nu çağrıştırır nitelikteydi.   

Ana muhalefeti temsil eden “sosyal demokrat” eğilimli Cumhuriyet Halk Partisi’nin İzmir Milletvekili Bayan Birgül Ayman Güler’in kürsüden yaptığı konuşma sırasında söyledikleri olay yarattı.

Güler şunları söyledi:

“Kürt milliyetçiliğini bana ilericilik ve bağımsızlık diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla (nation) Kürt milliyetini (nationality?) eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de sorunu siz Türk sorunu yaptınız. Bundan sonra biz savunmadayız; bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız.”

CHP milletvekilinin sözleri tek kelimeyle sansasyoneldi ve Türk kamuoyunda “Türk sorunu” adı verilen ve daha çok siyaset psikolojisini ilgilendiren bir durumun bugüne kadar hiç olmadığı kadar açık bir dille ifade edilmiş haliydi.

Türk kamuoyu “Türk sorunu” kavramıyla ilk kez, AKP’nin başarısızlıkla sonuçlanan 2009 tarihli “Kürt açılımı” sırasında tanıştı.

“Türk sorunu”, cumhuriyetçi, laikçi ve kentli Türk orta sınıflarının, kendi değerlerinin antitezi olarak gördükleri neo-İslamcı AKP iktidarı ve Kürt hareketi karşısındaki “yenilmişlik psikozu”nun dışavurumu olarak ortaya çıkıyor.

AKP iktidarı Türkiye’de “askeri ve bürokratik vesayet rejimi”ne karşı 2007’de başlattığı iktidar mücadelesinden her alanda zaferle çıktı. Balyoz ve Ergenekon operasyon ve dava süreçleri sonucunda Türk ordusunun, aralarında çok sayıda general ve amiralin de bulunduğu yüzlerce subayı darbecilik suçlamasıyla tutuklandı ve mahkum edildi. Tarihinde sivil iktidarlara 1960, 1971 ve 1980’de üçü doğrudan, 1997’de de “post-modern” olarak nitelenen bir de dolaylı darbe düzenlemiş olan Türk ordusu siyasete müdahale edemeyeceği “normal” bir pozisyona ricat ettirildi.

Askeri vesayet rejimi yıkıldı.

Böylece, bu vesayetçi orduyu İslamcı hareketlere karşı “laikliğin güvencesi” olarak gören laikçi ve cumhuriyetçi geniş kesimler kendilerini adeta yenilmiş ve savunmasız hissetmeye başladılar.

AKP iktidarı buna ilaveten bütün devlet kurumları, yargı ve üniversiteler üzerinde tam bir kontrol ve egemenlik tesis etti.

AKP’nin iktidara gelmesinde baş rolü onayan yeni Anadolu burjuvazisinin ekonomik büyümeden aldığı pay önemli ölçüde arttı.

Siyaset ise AKP’nin herhangi bir alternatifini ortaya çıkarmaktan henüz uzakta.

Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ulus felsefesine ve ahalisinin bu yönde dönüştürülmesine karşıt iki kesim vardı: Laikleştirilmeyi reddeden muhafazakar dindarlarla Türkleşmeyi reddeden Kürtler...

Şimdi bu iki grubun siyasi temsilcilerinin Kürt sorunu üzerinde laik ulusçuları dışarıda bırakan bir “anlaşma zemini” üzerinde birlikte çalışıyor olmaları, bu yenilgi psikozu içinde yaşayanlar açısından daha da çileden çıkarıcı oluyor.

İşte CHP Milletvekili Güler’in parlamentodaki öfkeli çıkışı bu isyan duygusunun da ifadesi.

Güler’in sözlerinde, sözcüsü olduğu bu kesimin Türkiye’nin Kürt sorununa neden siyasi bir çözüm istemediğinin kök nedeni gizli.

“Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz” diyerek Güler, Kürt sorununa çözüm istemeyenlerin ve hatta sorunun varlığını reddedenlerin aslında Kürtlerle eşit olmayı istemediklerini ifşa etmiş oluyor.

Bu cumhuriyetçi, ama aynı zamanda Türk milliyetçisi de olan kesimler bir çözümün akabinde, Kürtlerin kendi eşitleri olarak kabul edilmelerini istemiyorlar.

Oysa anayasada “eşit statü” ya da herhangi bir “milliyet” vurgusundan arındırılmış bir anayasa, Kürt hareketinin siyasi bir çözüm için öne sürdüğü koşullardan biri. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ise Türklüğe vurgu yapan bir metin.

Türkiye’nin Kürt sorununun temelinde Türk sorunu, onun da temelinde eşitliğin reddi var.

Ve bu retçi tutum, Türkiye’nin yakın tarihinde ilk kez bu kadar açık biçimde telaffuz edildi.

Gerçi CHP’li milletvekili geçen pazartesi bir basın toplantısı düzenleyerek “Türk ulusu”ndan Türkiye’nin üst kimliğini, “Kürt milliyeti”nden de bir etnik grubu kastettiği anlamına gelen sözler söyledi ama bu sonucu değiştirmiyordu. Neticede Milletvekili Güler Türkiye’nin bugünkü Kürt sorununu doğuran eşitsizlikçi statükosunu savunmuş oldu.

Türkiye’de son günlerde yaşanan bu tartışma şunu açıkça ortaya koydu:

Bırakın Kürt sorununun çözümünü, PKK’nın silah bırakmasını hedefleyen müzakerelerin bile “Türk sorunu” gibi birtakım yeni ve ciddi sıkıntılar doğurmaması için toplumun önemli ve etkili bir kesimi olan laik orta sınıfların korku ve endişelerinin giderilmesi gerekiyor.

Türk kimlikli laiklere, Kürtlerin doğal haklarına kavuşması neticesinde, ezilmiş, yenilmiş ve mağdur olmayacaklarını anlatmak gerekiyor.

Ancak Türkiye toplumunu laikler ve dindarlar arasında kutuplaştırarak siyaset yapmayı gelenek haline getirmiş bir AKP liderliğinin bu gerçeği anladığı kuşkulu. 

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

More from  

Recommended Articles

Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Erdoğan hükümetinin COVID-19 salgınına karşı politikası ekonomiye öncelik veriyor
Kadri Gürsel | Koronavirüs | Nis 8, 2020

Recent Podcasts

Featured Video