İsrail'in Nabzı

İD sonrası dönem İsrail’i niçin tedirgin ediyor?

By
p
Article Summary
Orta Doğu’da İslam Devleti’nin ardından oluşacak güç dengesi, İsrail’i Lübnan ordusundan destek alan bir Hizbullah ve nüfuzu Golan Tepeleri’ne kadar ulaşan bir İran’la karşı karşıya bırakabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Musul’un alınmasından sonra Iraklı yetkililerden gelen açıklamalar, İslam Devleti halifeliğinin kaçınılmaz bir çöküş içinde olduğu yönünde Batılı istihbarat servislerinden gelen değerlendirmelerle uyuşuyor. Aynı istihbarat kaynakları Rakka’nın düşüşünün zaman alacağını öngörse de Rakka da eninde sonunda düşecek. Bu da İslam Devleti’nden (İD) geri kalan militanların özellikle ABD ve Avrupa’yı hedef alan küresel cihatlarını sürdürebilmek için daha uzak ve ücra bölgelere sığınmaya çalışacağı anlamına geliyor.

Gelinen noktada Orta Doğu’daki çeşitli aktörler, bölgedeki İD varlığının fiziksel olarak ortadan kalktığı İD sonrası döneme hazırlanıyor. Bu dönem bir iki yıl içinde başlayabilir. Yani eli kulağında.

Kuzeydeki gelişmelere vakıf kıdemli bir İsrailli askeri yetkili kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: "Yeni Orta Doğu değişik bir yer. Olaylara siyah ve beyaz şeklinde baktığımız, bazı grupları düşman diye tanımlayıp bazılarını müttefik saydığımız günler geride kaldı. Birçok aktör artık her ikisi olabiliyor. Her şey o andaki bakış açınıza, mevzubahis bölgeye ve çıkarlarınıza bağlı.”

Yetkili bu sözleriyle özellikle Hizbullah, İran, Rusya ve Lübnan ordusunu kastediyordu. ABD’nin Lübnan ordusuna bakışı ve onu aktif bir şekilde silahlandırmaya devam etmesi İsrail’i fazlasıyla kaygılandırıyor. Yetkili bu konuda şöyle dedi: “ABD, Lübnan ordusunun ülkenin kuzeyinde İD’le mücadele ettiğini görüyor ve onu olumlu bir güç olarak işaretliyor ya da bir nevi İD karşıtı koalisyonun parçası sayıyor. Ancak bu bir yanılgıdır. Çünkü Lübnan ordusu giderek Hizbullah’la özdeşleşiyor. ABD’nin Lübnan ordusuna kuzeydeki mücadele için sağladığı silahlar ileride Lübnan ordusu ve Hizbullah tarafından güneyde bize karşı kullanılabilir.”

İsrailli yetkililer Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun’un marttaki sözlerine dikkat çekiyor. Aun, Hizbullah’ın Lübnan ordusu için tamamlayıcı bir rol oynadığını söylemişti. İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) üst düzey bir subay bu beyandan ne kadar memnun olduğunu gizleyememiş, hatta BM Lübnan Geçici Görev Gücü komutanı üzerinden Aun’a özel teşekkür notu içeren bir mesaj göndermiş. Bir başka kıdemli IDF subayı ise Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı bu sözleriyle Hizbullah’la Lübnan ordusunun aslında aynı şey olduğunu açıkça itiraf etmiş oldu. Bu da şu anlama geliyor ki yeni bir savaş çıktığı takdirde – ki biz çıkmamasını umuyoruz – son savaştan farklı olarak Lübnan’daki altyapıyı vurmaktan kaçınmak durumunda olmayacağız. Mişel Aun stratejik bir hata yaptı.”

Bu arada İsrail’in çabaları ABD’yi doğru tarafta, yani kendi tarafında tutmaya yoğunlaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu’yu İD sonrası dönemde düzene sokmak için Ruslarla özel bir anlaşma yapma ihtimali İsrail’i fazlasıyla endişelendiriyor. Zira böyle bir anlaşma, Tahran’dan Beyrut’a uzanan Şii ekseninin Golan Tepeleri’nde de bir köprübaşı tutmasını sağlayabilir.

İsrail’in bir başka önemli gündem maddesi, İran’ın Lübnan’da nispeten gelişkin roket ve füzeler üretecek fabrikaların inşasına başlamış olması. Dış kaynaklı bilgilere göre İsrail Hava Kuvvetleri şu ana kadar “dengeyi bozacak” silahlarla Şam’dan Beyrut’a yola çıkan konvoyların çoğunu vurmayı başardı. Bu silahlar İsrail’in bölgedeki tartışmasız hava üstünlüğünü bozabilir ya da Hizbullah’ın Tel Aviv’deki stratejik hedefleri nokta atışlarıyla vurmasını mümkün kılabilir.

İsrail’in hava ablukasını delmek için İran şimdi “menzili azaltmak” ve Hizbullah’a bu silahları bizzat üretme imkânı sağlamak istiyor.

İsrail yönetimi, Lübnan’ın bu tip tesislere sahip olmasının savaş nedeni sayılıp sayılmayacağı konusunda hararetli bir tartışmanın içinde. Başka bir deyişle bu tesisler İsrail’in kabul edemeyeceği bir kırmızı çizginin ihlali sayılır mı? Tesisleri ihlal olarak gören bakışın baskın çıkması halinde İsrail bedeli ne olursa olsun bu inşaatlara ya saldırmaya ya da inşaatları başka yollardan baltalamaya çalışacak. Tesisleri imha etmek için Suriye’de 2007’de düzenlen hava operasyonunun bir benzeri gerekse dahi İsrail bunu yapacaktır. Yabancı medyada yer alan haberlere göre İsrail 2007’de Suriye’nin Deyrizor bölgesinde nükleer reaktör olduğu düşünülen bir tesisi imha etmişti. Ancak böyle bir hamle Orta Doğu’da büyük bir yangını tetikleyeceği için saldırı kararı kolay bir karar olmayacak.

İsrail ve Hizbullah arasında şu an karşılıklı bir caydırıcılık durumu var. Lübnan’da görülmemiş bir tahribat yaratacak, İsrail’e de zarar verecek bir çatışmayı başlatmak iki tarafın da menfaatine değil. Öte yandan İsrailli karar vericiler, Suriye’de binlerce yaralının yanında bin 500 savaşçısını kaybeden Hizbullah’ın şu an zayıf bir konumda olduğunu görüyor. Bu da Hizbullah’ın ikinci bir cephede, yani İsrail cephesinde fazla etkili olamayacağı anlamına geliyor. Ancak İsrail’de şu an zekice bir kararla Lübnan’da yapılan füze tesislerine tepki verecek bir lider yok. Bunun yerine İsrail yönetimi, askeri ve siyasi yetkililerin son iki haftadır verdiği demeçlerle, uzun konuşmalarla yetiniyor. Dikkat çekici bir açıklama ise 21 Haziran’da görevi devretmeye hazırlanan Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Amir Eşel’den gelmişti. Eşel, güney Lübnan’da yaşayan halka savaş çıkması halinde evlerinden bir an önce çıkıp kaçma tavsiyesinde bulunmuştu.

Gelinen noktada İsrail’de bazı isimler, daha işin başında "ciddi bir tarihsel hata” yapıldığı konusunda günah çıkarıyor. Bu görüşe göre Şiilerle çatışma yoluna girmek yerine Şiileri kabullenmeli ve Dürzilerle olduğu gibi onlarla da ortaklık kurulmalıydı. Bu şekilde düşünen kıdemli bir askeri yetkili, kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Şiiler bir azınlıktır ve tıpkı Dürziler ve Ezidiler gibi Sünniler tarafından kâfir olarak görülür. 1948’de (İsrail’in Bağımsızlık Savaşı) bunu anlayamadılar, 1982’de de (Birinci Lübnan Savaşı) durum değişmedi. Lübnan’daki Şii nüfusa el uzatmak, onlara karşılıklı savunma içeren bir düzenleme önermek yerine bu insanları kendimize düşman ettik. Bundan dolayı nesiller boyu pişmanlık duyacağız. Çünkü Şiilerin durumu, bölgeye bakışları ve İslamiyet’teki konumları nedeniyle Sünnilere kıyasla bizimle iş birliği yapmaya daha müsait. Bu konuda kulvar değiştirmemiz ancak İslam Devrimi sona erince gündeme gelebilir ama bunun ne zaman olacağını da kimse bilmiyor.”

Bu bölümlerde bulundu: lebanese army, idf, michel aoun, islamic state, hezbollah, raqqa, mosul

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x