Türkiye'nin Nabzı

Faizler yükseliyor, Hazine körüklüyor

By
p
Article Summary
Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte yüzde 5 büyüdü ama bu büyümeyi sağlayan kredi pompalaması ve bütçe açığında artış, beraberinde faiz tırmanması gibi bir anomaliyi yarattı. Hazine’nin hızla borçlanıcı olarak sahneye çıkışı, faizleri tırmandırıcı etki yaptı ve bu, yıl boyu süreceğe benzer.

2016 sonbaharında krizin kıyısına gelen Türkiye ekonomisi ABD’nin küresel fonları çekemeyişi ve fonların Türkiye gibi yükselen ekonomilere geri dönüşünün yarattığı rüzgârın yanı sıra, AKP iktidarının kredi pompalaması ve vergi indirimi gibi destek politikalarıyla küçülmeden büyümeye geçti. Bu büyümenin bedellerinden biri ise çift haneye çıkan enflasyon ve buna paralel seyreden mevduat ve kredi faizlerinde tırmanış oldu.

Kriz ihtimalini azaltmaya dönük devlet müdahaleleri sonucu, açık veren bütçenin borçlanma ihtiyacı arttı ve Hazine, piyasaya büyük bir borçlanıcı olarak girince faizler daha da tırmandı. Şimdi Hükümet, Hazine’nin borçlanma talebini ve çift haneli enflasyondaki rolünü unutarak bankalara faiz indirin diye, aba altından da değil açıktan sopa gösteriyor.

Kısa adı İSO olan İstanbul Sanayi Odası’nda, 21 Haziran’da sanayinin aşırı borçluluğu, özellikle de kredi faizlerinin yüksekliğinden şikâyet ediliyordu. En büyük 500 firmanın kaynaklarının yaklaşık yüzde 62’si borçla sağlanıyor. Bu, son 10 yılın en bozuk mali profili.

İSO Meclis Başkanı Erdal Bahçevan, sanayinin ciddi bir döviz borcu olduğunu, bunun uzun vadeli TL üzerinden olabilmesi için de yeni nesil kalkınma bankacılığı gerektiğinden söz ediyordu. Bahçevan, "Kredi faizlerinin yüzde 16-20 olması, üretim ve ekonomik gelişmenin önünde ciddi bir engeldir" diyordu.

Toplantıya katılan Başbakan Binali Yıldırım sanayicinin sızlanmalarını onaylayarak bankalara yüklendi. Mevduat faizi yarışına girmemeleri konusunda bankaları uyaran Başbakan, “Elimizde müdahale edecek araçlar var" diyordu.

Şamar oğlanı yine bankalar olmuştu. Mevduat yarışında pay alabilmek için faizleri yüzde 15’lere kadar yükseltiyor, sonuçta da kredi faizlerinin yüzde 20’lere kadar çıkmasına yol açıyorlardı. Bunun, tüketici ve özellikle konut kredilerinin faizini artırması, konuta talebi düşürmesi kaçınılmaz olacaktı. Konut odaklı büyümenin mimarı AKP rejimi için buna tahammül edilemezdi. Edilemez de ne yapılırdı?

Unutulan ya da görmezlikten gelinen şey, bankaların yüzde 15’e kadar çıkardıkları mevduat faizi, yüzde 12’de seyreden tüketici fiyatlarının, yüzde 15’i bulmuş üretici fiyatlarının kaçınılmaz sonucuydu. Dahası, bankalar kredi açma konusunda adeta zorlanmışlar ve devlet destekli Kredi Garanti Fonu (KGF) üstünden sağlanan güvencelerle kredi musluklarını sonuna kadar açarken, gerekli kaynağın mevduatla yerine konulmasında eksik kalmışlar, yüksek faizle mevduat toplama bu zorunluluktan doğmuştu.

İSO’daki konuşmalarda enflasyonun çift haneye çıkmasından hiç söz edilmedi. Faizden onca yakınmaya karşılık faizi yükselten bir aktör olarak Hazine’den de söz edilmedi. Ayrıca bankacılığın yanında geliştirilebilecek sermaye piyasasına da vurgu yapılmadı. Daha da önemlisi, enflasyon tek haneye geriletilmedikçe faizlerin çift hanede seyrinin kaçınılmaz olduğuna kimse değinmedi.

Enflasyon nasıl tek haneye indirilecek? Bunun yolu dolar fiyatının artış hızını düşürmekten gıda sektörüne müdahaleye kadar bir dizi önlem içeriyor. 2016’nın son üç ayında ve 2017 başında hızlanan dolar fiyatı, sanayici maliyetlerine, oradan da ürün fiyatlarına yansıdı. Buna, gıdadaki arz eksikliğinin getirdiği spekülatif fiyat artışları eklendi. Enflasyonun çift haneden tek haneye gerilemesi gerçekleşmeden faizler nasıl gerileyecek? Soru, bu.

“Tren kalkıyor hareketten önce son çağrıyı yapıyorum. Ya adam gibi makul bir faiz oranını benimsersiniz ya da bunun da tedbirini alırız. Bankacılarımız tehdit olarak algılamasın. Elimizde araçlarımız var'' diyerek bankalara “uyarıcı telkin” yapmak, Başbakan için kolaydı. Ama unutulan, bankaların bu noktaya, faiz yarışına nasıl getirildikleriydi.

İlk çeyrekte gerçekleşen abartılı yüzde 5 büyüme oranı ile övünmekten geri durulmuyordu, ama bunun nasıl gerçekleştiği unutularak… Kredilerden sosyal güvenlik primlerinin ötelenmesine, vergi indirimlerinden zora düşen sektörlerin kamusal yükümlülüklerinin ertelenmesine, istihdam teşviklerine kadar pek çok önlem yürürlüğe sokulmuştu. Sonuçta bir büyüme ivmesi yakalanmış görünüyordu ama büyümenin arka yüzünde bugün şikâyetçi olunan kredi musluğunun cömertçe açılması, bütçe açığı verilmesi ve faizlerin tırmanması gerçeği de var.

Hatırlıyoruz; kredi artışı sağlayacak tüm kamusal politikalar yürürlüğe konuldu, devlet garantileri sağlandı ve bankalar kredi için teşvik edildi. Yılbaşından 16 Haziran haftasına kadar olan dönemde TL krediler yaklaşık 161 milyar TL arttı. Artış hızı yüzde 14,5. Buna karşılık aynı dönemde mevduatlar 37 milyar TL artarken, artış oranı yüzde 4,4’te kaldı.

AKP rejimi bankalara "Kredi musluklarını açabildiğinizce açın, kefil benim” derken, bankaların, “Canıma minnet, bilançoları da düzeltiyorum, devlet kefil” diye açtığı kredilerin karşılığı hiç sorulmadı. Daralan banka, mevduata yüksek faizi bastırıp kaynak derdine düşüyor, ödediği faizi de kredi faizine yansıtıyor. Bu bile kaynak açığına yetmiyor. Bankalar için Merkez Bankası sorun çözücü olarak devreye alınacak ama nasıl?

Mali sistemden kaynak çeken sadece banka müşterileri mi? Elbette hayır. Bir de Hazine devreye girdi. Kamu borçlanması hızla arttı. 2017’nin ilk yarısı bütçe sonuçlarına göre bozulma ciddi boyutta. 2016’nın ilk beş ayında 9 milyar liralık bütçe fazlası oluşmuşken bu yıl 11,5 milyar lira açık var. Açığın finansmanı Hazine’yi daha çok borçlanmaya itiyor.

Evdeki hesaba göre Hazine bu yıl 98 milyar lira iç borç servisine karşılık 96 milyar liralık yeniden borçlanma yapmayı programlamıştı. Buna göre borç çevirme oranı yükselmekle birlikte yüzde 98 olacaktı. Ancak beklenmedik bütçe açıkları ve artan finansman ihtiyacı karşısında bu hedeften sapıldı. Hazine yılın ilk yarısında 55 milyar liralık iç borç geri ödemesi için 62 milyar liralık yeniden borçlanmaya gitti. Bu da yüzde 113 toplam borç çevirme oranına çıkmak demek.

Yılın ilk yarısında oluşan Hazine ağırlıklı ortalama faiz oranlarının çift haneye, yüzde 11’e çıktığını görüyoruz. Dünyada Hazine tahvil faizleri yatay seyrederken, Türkiye'de artış eğiliminde.

Özetle, banka sistemi 250 binden fazla küçük-orta işletmeye 160 milyar TL kredi büyümesi sağlarken Hazine, 62 milyar TL kaynağı tek başına, geçen yıla göre yüzde 45’lik bir artışla mali sistemden çekmiş bulunuyor. Hem de yüzde 11’den aşağı düşmeyen faizleri ödeyerek.

Çok belirgin biçimde görülüyor ki 2014'den bu yana Hazine'nin yaptığı iç borçlanmanın yaptığı anapara geri ödemelerine oranı hızla yükseliyor. Bu, net olarak mali sistemden, bankalar aleyhine para çekilişi demek.

Hazine’nin borçlanmasının kredi ve mevduat faizlerini yükseltici etkisi yılın ikinci yarısında da görülecek ve faiz kavgası yıla yayılacak gibi.

Bu bölümlerde bulundu: turkish government policy, debt, inflation, treasury, loans, interest rates, turkish economy

Mustafa Sonmez is a Turkish economist and writer. He has worked as an economic commentator and editor for more than 30 years and authored some 30 books on the Turkish economy, media and the Kurdish question.

NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x