Suudi blokundan geriye ne kaldı?
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretinin ardından yaşananları ele alan Bruce Riedel şu tespitlerde bulunuyor: “ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad ziyaretinde Suudiler tarafından örgütlenen Sünni bir blokun oluşumu kutlanmıştı. Ancak zirvenin üzerinden daha iki hafta geçmeden bu blokun parçalandığı görülüyor. Zirvedeki yoğun İran karşıtlığı rahatsızlık yaratırken Sünni-Şii ayrışmasının Suudi Arabistan tarafından körüklendiği kaygısı giderek artıyor. Bunun yanında Trump'ın iç siyasette yaşadığı sorunlar da Washington’un güvenilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.”
İran’ın Orta Doğu’daki eylemleri bölgede köklü bir husumet yaratmış durumda. Trump, İran’ı “mezhepsel çatışma ve terörün alevlerini körüklemek” ile suçluyor. Ancak İran’ı dolaylı da olsa İslam Devleti (İD) ve El Kaide’yle irtibatlandırmak yanlış bir yaklaşım olmakla kalmıyor, tam da Trump’ın bahsettiği “mezhepsel çatışma ve terörün alevlerini” körüklüyor.
Washington Post gazetesinde yazan Fareed Zakaria’ya göre “Trump terör konusunda her türlü sorumluluğu kendi üzerinden atarak İran’a yönlendiren Suudi çizgisini benimsemiş durumda.” Oysa bu denli mühim konularda herhangi bir “çizgi” benimsemekten kaçınmak bölgeye yönelik daha incelikli ve daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Örneğin İran, İD gibi terör örgütlerine karşı Irak ve Suriye hükümetlerine destek veriyor. Bununla İran’ın bu ülkelerdeki niyetlerinin masum olduğunu söylemiyoruz, sadece İran’a yüzeysel yaklaşmanın yanlışlığına dikkat çekiyoruz. Böyle bir yaklaşım iş birliği ve çözüm fırsatlarını da kısıtlar.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.