Trump’ın Orta Doğu’da bir Rusya kartı var mı?

By
p
Article Summary
ABD Başkanı Donald Trump Suudi Arabistan’la yeni bir ortaklık ilişkisi başlatsa da Orta Doğu’daki sorunların nihai çözümü hâlâ Rusya ve İran’a bağlı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretinin ilk gününde yaşananlar Suudilerin beklentilerini bile aşmış olmalı. ABD ve Suudi Arabistan 20 Mayıs’ta 110 milyar dolarlık bir silah anlaşması yaptı ki bu önümüzdeki 10 yılda 350 milyar dolara çıkabilecek. Ayrıca Suudilerin ABD’de altyapı projelerine 40 milyar dolar yatırım yapacağı ve iki taraf arasında bölgede yeni bir ortaklığın başladığı açıklandı. Trump, 21 Mayıs’ta yapacağı konuşmada ise “terörle ilgili artan kaygılara, radikalleşmenin yaygınlaşmasına ve İran’ın her ikisinin finansmanında oynadığı role” değineceğini belirtti. Trump, ayrıca ABD’nin bölgesel ortaklarına “bölgede terörle mücadelede daha fazla sorumluluk alma, daha etkin bir rol oynama” çağrısı yaptı.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Suudi mevkidaşı Adil El Cubeyr, düzenledikleri basın toplantısında İran konusunda uyum içinde görünüyordu. Tillerson silah anlaşmasını “İran’ın habis etkisi” ile baş etmenin bir yolu olarak tanımladı. Bakan, Yemen konusunda önceliği siyasi çözüme verse de Suudi Arabistan’ın İran destekli silahlı Husi gruplarına askeri baskı uygulamasına destek ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Yemen’de kanalizasyon ve elektrik altyapısının gördüğü “muazzam tahribat” sonucunda su şebekesi kirlendi ve ülke şu an görülmemiş bir hızla yayılan kolera salgınıyla karşı karşıya.

Trump, gezisinin Kudüs ayağında da Körfez ülkeleriyle İsrail’in ortak kaygısı olan İran konusunu gündemde tutacak. Ben Caspit, martta Al-Monitor’da şöyle yazmıştı: “İsrail Hizbullah’la ilgili kırmızı çizgilerini büyük bir titizlikle korumaya kararlı. Güç dengesini sarsacak silahların Hizbullah’a ulaşmasını engellemek için İsrail ne gerekiyorsa yapacak.”

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Trump bölgeye yönelik planlarında elinde sessizce Rusya kartını tutuyor mu ya da böyle bir kartı olmalı mı? Trump’ın bölgeye yaptığı ziyaret, ABD’nin İran’a baskı uygulamak üzere İsrail’in yanı sıra Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi geleneksel Sünni müttefiklerine taahhütlerini teyit edip ilişkileri güçlendirdiği, bir İsrail-Filistin barış anlaşmasına destek verdiği, bu arada bölgesel çatışmalara diplomatik çözüm çabalarında İran, Suriye ve Hizbullah’ı kapsayan Şii “direniş ekseni” konusunda öncü rolünü Rusya’ya bıraktığı bir sürecin işareti olabilir.

İran’ın Riyad’daki gösteriden sinmesi tabii ki beklenmez. Kaldı ki Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’le doğrudan temas kanalı olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in aracılığı olmadan İran veya Suriye’yle herhangi bir anlaşma sağlanamaz. Hasan Ruhani’nin 19 Mayıs’taki seçimlerde açık farkla yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi, artık Hamaney’in de desteğine sahip olacak “ılımlı” akımın zaferi oldu.

Diplomatik kulvar çalışmazsa Yemen ve Suriye halkları önümüzdeki yıllarda daha da büyük ıstıraplar yaşayabilir. Bu da bizi yeniden Trump’ın Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la 10 Mayıs’ta Beyaz Saray’da yaptığı görüşmeye getiriyor. Medyanın ilgisi ağırlıkla Trump’ın eski FBI Başkanı James Comey hakkında söylediği iddia edilen sözlere, İslam Devleti’nin terör planlarına ilişkin İsrail’den gelen istihbaratı Ruslarla paylaşmasına odaklandı. Görüşmeye katılan Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster Trump-Lavrov görüşmesinde uygunsuz hiçbir şey söylenmediğini belirtti. Ben Caspit de bu haftaki yazısında ABD ve İsrail’in istihbarat alanındaki iş birliğinde herhangi bir aksama olmaması için hemen harekete geçtiğini anlatıyor.

Ancak tüm bunların ötesinde Trump’la Lavrov’un gündeminde Suriye ve İran vardı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre “Trump bilhassa Suriye savaşını sonlandırmak için tarafların birlikte çalışması gereğini vurguladı; Rusya’nın Esad rejimini, İran’ı ve İran adına hareket edenleri dizginlemesi gerektiğinin altını çizdi. (…) Trump ayrıca Orta Doğu ve diğer bölgelerdeki çatışmaların çözümünde daha kapsamlı bir iş birliği ihtimalini gündeme getirdi. Başkan ABD’yle Rusya arasında daha iyi ilişkiler kurma arzusunu da vurguladı.”

Öte yandan ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford da 19 Mayıs’ta Suriye’de ABD ve Rus orduları arasında çatışma riskini azaltmaktan bahsederken iki ülkenin bir nevi iş bölümü yapabileceğini ima etti. Dunford gazetecilere şöyle konuştu: “Ruslardan beklentimiz rejimle çalışmaları, operasyonların güvenliğini sağlamaları. Altını çizdiğiniz şey bence son derece haklı bir nokta, yani savaş sahası giderek daha karmaşık ve zorlayıcı bir hâl alıyor. Ancak bugüne kadar operasyonların güvenliğini sağlayabildik. (…) Bizim bir önerimiz oldu ve şu an Ruslarla bunun üzerinde çalışıyoruz. Ayrıntıları paylaşamam ama hissiyatım o ki Rusların da bizim gibi operasyonlarda çatışma riskini ortadan kaldırma, mücadeleyi IŞİD’e odaklama ve personelimizin can güvenliğini sağlama arzusu var.”

Laura Rozen Trump-Lavrov görüşmesinden sadece beş gün sonra fazla dikkat çekmeyen bir değişiklik yaşandığını aktarıyor: “Beyaz Saray, Rusya ve İran’ın Esad’ın zulmünü sona erdirmek için yardım etmesi hâlinde Suriye’de akan kanı durdurma ve siyasi geçiş sürecini ilerletme konusunda sadece Rusya’yla değil İran’la da çalışmaya istekli olduğuna işaret etti. Trump daha önce İran’la yapılan nükleer anlaşmayı kıyasıya eleştirmiş, balistik füze programı nedeniyle İran’a yeni yaptırımlar uygulanmasını savunmuştu. (Beyaz Saray Sözcüsü) Spicer ise 15 Mayıs’ta şöyle dedi: ‘ABD Suriye’nin istikrar ve birliğini sağlayacak bir çözüme ulaşmak için hem Rusya’yla hem İran’la beraber çalışmaya açık. Ancak Suriye’deki şiddeti durdurmakta beraber çalışabilmemiz için Rusya ve İran, Esad rejiminin zulümlerini kabul etmeli ve nüfuzlarını kullanarak bunları durdurmalı.’”

Tillerson’ın Suudi Arabistan’da söyledikleri diyaloğa yönelik bir mesaj olmaktan uzak. Ancak Dışişleri Bakanı sözlerine şu ifadeleri de ekledi: “Bir gün telefona sarılır mıyım konusuna gelince ben telefonumu konuşmak isteyen, verimli bir görüme yapmak isteyen kimseye hiçbir zaman kapatmadım. (…) Her hâlükârda biz (İran’la) konuşacağız ama doğru zaman geldiğinde.”

İsrail-İran ilişkilerinin yumuşaması konusunda kasım 2013’te bu sütunda şöyle yazmıştık: “Şu an ağıza bile alınamayan böyle bir değişim, Rusya’nın taraflar arasında yapabileceği arabuluculuk düşünülürse çok da abartılı bir ihtimal sayılmaz. (…) Olası bir İsrail-Hizbullah anlaşmasının anahtarları tek başına ABD’nin elinde değil ancak parçalar yavaş yavaş bir araya geliyor. Hizbullah’la ilgili her türlü müzakere hem Şam hem Tahran üzerinden yürüyecek ki bu da bizi tekrar Rusya’nın rolüne ve Moskova’nın Şam, Tahran, Kudüs ve Washington nezdine kazandığı güvene getiriyor.”

Şubatta Ben Caspit’e açıklama yapan İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman İran ve Hizbullah güçlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen İsrail’in bu hedeflerine Rusya’nın destek verdiğinden emin olmadığını söylemiş ancak ABD’yle Rusya’nın eş güdümde bulunması gerektiğini kabul etmişti. Liberman İsrail’in Rusya ile “çetrefilli ve karmaşık bir diyalog” içinde olduğunu söylemişti.

Yeni başlangıçlara yönelik trendler pek çok zaman kırılgan olur ve son tahlilde risk almaya hazır, yeni bir yol çizmek isteyen liderlerin cesaret ve inançlarına bağlı olur. Bu sütunda daha aralık 2012’de Suriye krizini bitirmek için Rusya-ABD iş birliğinin elzem olacağını vurgulamıştık. Al-Monitor yazarı Akiva Eldar ise şu tespitte bulunuyor: “ABD ile Rusya arasında tüm çekişmelerin ötesine geçen ortak bir payda varsa o da Soğuk Savaş’ın körüklediği Arap-İsrail çatışmasını çözmek gerektiği inancıdır. İsrail bir değişiklik yapıp ABD ve Rusya’ya barışın yolunu gösterebilir.”

Bu bölümlerde bulundu: hassan rouhani, hezbollah, bashar al-assad, saudi-iranian rivalry, saudi war on yemen, iran sanctions, king salman, donald trump
x