TURKEY PULSE

Read in English

TÜRKİYE'NİN NABZI


 

Suriye semalarında Türk-Rus gerginliği ve üç olasılık

Author: Metin Gurcan

Esad rejimine ait savaş uçakları 19 Kasım’dan bu yana Suriye’de en çok nereyi bombalıyor sorusuna verilecek cevap kuvvetle muhtemel Lazkiye’nin kuzeydoğusundaki ve Halep batısındaki yaklaşık 90 bin Türkmenin yaşadığı ve yaklaşık üç buçuk yıldır muhaliflerin kontrolünde olan Bayırbucak bölgesi olur. Türkiye sınırına 15 kilometre ve Lazkiye’ye hakim konumdaki Türkmen Dağı ile daha kuzeyindeki Kızıldağ bölgesinin güneyindeki Gımam köyünü hedef alarak başlayan bombardımana İranlı Şii milis gruplarının yanı sıra Esad rejim güçlerinin kara taarruzları eşlik ediyor. Bayırbucak'taki Acısu, Fırınlık ve özellikle Kızıldağ bölgelerinde üç gündür süren yoğun bombardımana Rus SU-25, Rus SU-24’lerin havadan destek verdiği Suriye ordusunun MIG-29 savaş uçakları katılıyor.

SummaryYAZDIR Esad rejimi ve Rusya’nın Lazkiye’nin kuzey doğusunda ortaklaşa düzenlediği Bayırbucak operasyonu ve Türkiye’nin hava sahası ihlali yapan Rus SU 24’ünü düşürmesi Suriye semalarını iyice ısıttı, Türkiye'yi bekleyen üç farklı senaryo var.
Author

Al-Monitor’un yerel kaynaklardan aldığı bilgiye göre, havada Rusya, karada İranlı Zülfikar Tugayı’na bağlı Şii milisler tarafından desteklenen Esad güçleri Hatay’ın tam güneyine düşen ormanlık Türkmen dağı bölgesinde kontrolü ele geçirdi. Çatışmalar 22 Kasım’dan bu yana Kızıldağ'da yoğunlaştı.

Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad güçlerinin karşısında ise Türkmen Dağı'na konuşlu Sultan Abdulhamid ve Sultan Murat Tugayları, Fetih Ordusu bileşenleri, Ensaruddin Cephesi ve yine yerel kaynakların bildirdiğine göre bölgeye gönderilen 500 Nusra Cephesi savaşçısı var.

Kısacası, aslında bu küçük bölgede Şii milis destekli Esad güçlerinin yaklaşık 10 bini bulan askeri ile Türkmenler, Fetih Ordusu ve Nusra Cephesi’nden oluşan yaklaşık altı bin kişilik bir direniş ittifakı arasında resmen bir meydan muharebesi yaşanıyor. Bu çatışmalar aslında Suriye’nin geleceğine ışık tutması açısından önemli ipuçları da içeriyor.

Sahaya ve Rus karar alıcıların söylemlerine bakıldığında bu operasyonun üç temel nedeni var. Bunlardan ilki Rusya’nın şu an Suriye’deki en büyük askeri varlığının bulunduğu Lazkiye’nin güvenliği. Lazkiye’ye hakim konumdaki bu dağlık ve sık ormanlık alanın muhaliflerden temizlenmesi Esad rejimi ile Rusya’nın operasyonlarını doğuda İdlip ve Halep’e geliştirebilmesi için elzem. Diğer neden ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Kasım’da, uçağın düşürülmesinden sonra yaptığı açıklamada vurguladığı gibi Bayırbucak bölgesinde bulunan çoğunluğu Çeçen Kafkasyalı savaşçılardan bölgeyi temizlemek.

Son neden ise daha siyasi. Gazi Üniversitesi’nden Doçent Dr. Mehmet Akif Okur’a göre Rusya ve İran’ın paramiliter güçleri ile desteklenen Esad güçleri Viyana görüşmelerinde şekillenen yol haritasında öngörüldüğü şekilde BM Güvenlik Konseyi tarafından ilan edilecek bir ateşkes öncesinde kendilerince en elverişli olan sınırlara ulaşmak istiyor. Okur bunu şöyle anlatıyor: “Sahadaki emarelere baktığımızda görünen o ki PYD ve Esed rejimi dışında Suriye’ye sınır irtibatı olması istenmiyor. Yani tersten Türkiye’nin Suriyeli Sünni kitle ile bir sınır irtibatı olmaması isteniyor. Suriye PKK’sı olarak tanımladığım PYD, Esad rejimi, Rusya ve İran arasında belirdiğini gözlemlediğim bir ittifak, bu resmi defakto olarak Türkiye’ye dayatıyor. Bu ittifakın bir Suriye tasavvuru var. Bu dayanışmanın en önemli parametrelerinden biri de Türkiye’nin Sünni nüfusla irtibatının kesilmesi”.

IŞİD’le asıl askeri mücadelenin BM Güvenlik Konseyi tarafından ilan edilecek ateşkesten sonra başlayacağını düşünen Okur’a göre şu an Haseke bölgesinden çekilen IŞİD de Halep-İdlib hattından çekilme emaresi gösterirse Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad güçlerinin bu boşluğu doldurması için Bayırbucak’ı tutması ve bu bölgeden doğuya doğru genişlemesi gerekiyor. Okur şöyle devam ediyor: “Bir diğer ihtimal de Viyana takviminin işlememesi. Bu durumda da taraflar sahada fiilen kim nereyi kontrol ediyorsa onun üzerinden bir güç paylaşımına gidecek. Bu nedenle de Lazkiye kuzeyini ve Suriye-Türkiye sınır hattını domine eden Bayırbucak Esad güçleri için elde tutulması gereken stratejik önemde bir yer”.

Bayırbucak’a operasyonların başlamasının ardından kritik önemdeki Gımam bölgesinin düşüşüne kadar herhangi bir görünür hamle yapmayan Türkiye saldırıların iyice ağırlaştığı son iki günde Rusya'yı bölgede düzenlediği saldırılardan ötürü kınadı. Daha sonra Rusya'nın Ankara Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığı'na çağıran Türk tarafı Büyükelçi Andrey Karlov'a saldırılardan duyduğu rahatsızlığı ifade etti.

Ancak Türkiye ile Rusya arasında diplomatik krize yol açan Bayırbucak operasyonu, 24 Kasım saat 9.30 sularında çok daha farklı bir boyuta taşındı. Rusya’ya ait SU-24 uçağı sınır devriyesi görevi yapan Türk F-16’larından atılan bir füze ile düşürüldü. Aslında bu gelişmeyle 9 Ekim’deki yazımda olası en kötü senaryo olarak yer verdiğim ihtimal gerçekleşmiş oldu. Türk ordusunun olayın ardından yayımladığı radar izlerinden ve uyarıların ses kayıtlarından anlaşılıyor ki aslında Türk Hava Kuvvetleri UHF 243.000 MHZ acil çağrı kanalını kullanarak Rus SU-24 uçağını beş dakika içinde tam 10 kez uyarmış ve Türk hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürmüş.

Peki bundan sonra ne olur? Aslında şu an Türkiye’deki herkesin merak ettiği soru da bu. Bu soruya üç farklı senaryo ile cevap vermek mümkün.

En iyi senaryoda hayat hiç bir şey olmamış gibi devam eder. Hem Rusya hem de Türkiye gerginliği düşürmekten yana tavır alır ve olay aynen Sina’da daha sonra IŞİD tarafından düşürüldüğü anlaşılan Rus sivil yolcu uçağında olduğu gibi bir süre düşük profilli götürülür. Gerginlik gizli diplomatik kanallarla, karşılıklı güven artırımı ile soğutulur ve kısa süre sonra dünya gündeminden düşer. Bu iyi senaryoda bir süre daha Suriye-Türkiye sınır hattında it dalaşları, hava sahası ihlalleri haberleri ile karar alıcıların sert açıklamalarını okuyabiliriz ancak bunlar halkı rahatlatmak için yapılan koordineli güç gösterilerinden öteye gitmez.

Kötü senaryoda ise ilk hamle Rusya’nın misillemesi olur. Rusya, aynen Türkiye’nin yaptığı gibi konvansiyonel hava gücünü (hava-hava muharebelerinde önleme görevleri için kullanacağı SU-30 ve MIG-31 tipi uçaklarla) kullanarak Suriye hava sahası içindeki veya sınır hattında devriye görevindeki bir Türk savaş uçağını düşürmeye çalışarak misilleme yapabilir.

En kötü senaryoda ise Suriye sınır hattına yakın veya içinde uçan bir Türk askeri uçağa veya sivil bir hava aracına (uçak ya da helikopter) yerden havaya radar izi bırakmayan pasif bir kızılötesi sistemle misilleme yapabilir. Bu sayede ‘kim vurduya giden’ bu Türk hava aracının düşürülmesinde aynen 2014 yılında Ukrayna’da düşen Malezya Hava yollarına ait MH 17’de olduğu gibi sorumluluğu kimse üzerine almaz ve süreç belirsiz kalır. Yine en kötü senaryoda Rusya Türkiye’nin uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğunu düşündüğü bir askeri hareketliliğini Ukrayna’da başarıyla uyguladığı ‘bulanık savaş’ taktikleriyle hedef alabilir. Suriye içinde veya PKK ile devam eden çatışmaları kullanarak Türkiye’ye yönelik bir ‘vekalet savaşına da yönelebilir.

Diğer yandan başta enerji (Türkiye’nin Rusya’ya doğalgaz bağımlılığı, devam eden Akkuyu Nükleer Santral projesi vb.) ve turizm olmak üzere önemli ekonomik alanlarda Türkiye’ye sert yaptırımlar uygulayabilir. Türk iş adamlarının Rusya’daki milyarlarca doları bulan yatırımlarını hedef alabilir.

Yazımı ‘Suriye-Türkiye sınırındaki bu Rus-Türk gerginliğine en çok kim seviniyor?’ sorusuyla yazımı bitirmek isterim. Herkesin cevabı farklı olabilir ama benim cevabım kesinlikle IŞİD.

Read More: http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2015/11/turkey-russia-syria-best-worse-case-scenarios-russian-jet.html

Original Al-Monitor Translations

Read in English

Google ile Çevir

More from  Türkiye'nin Nabzı

©2017 Al-Monitor. All rights reserved.

Get Al-Monitor delivered to your Inbox

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X

PAYLAŞ