İslam Devleti (İD) lideri Ebu Bekir El Bağdadi’yi konu alan bir belgesel üzerinde çalışırken Ebu Ömer adında eski bir İD militanıyla görüşme fırsatım oldu. Ebu Ömer, bir zamanlar meşhur Camp Bucca’da tutuklu kalmıştı. Modern tarihin en zalim terör örgütünü kuracak yönetici kadro da bu kampta buluşmuştu.
Ebu Ömer’e yenilmez görünen İD’i mağlup etmenin bir yolu var mı diye sordum. Ebu Ömer gülümseyerek şöyle yanıt verdi: “İlk olarak dünya İD’in gerçekten var olduğuna inanmalı. Bu ne bir Amerikan komplosu ne gizli bir Türk projesi ne de İran ve Suriye destekli bir örgüt. Bu, küresel cihadın 30 yıllık tecrübenin ardından ulaştığı en ileri nokta. Bununla birlikte kimse bu savaş kazanılamaz diye ön kabulde bulunmamalı.”
Osmanlı halifeliği 1924’te kaldırıldığından bu yana hilafeti yeniden kurma hayali siyasal İslam’ı benimseyenlerin yüreğinde canlılığını koruyor. Sıradan Müslümanların yenilmişlik duygusu, bu insanların Arap ve Müslüman dünyasını yöneten rejimlerden bir hayır görmeyip onlara yabancılaşması zaman içinde arttı. Bu duygular güç, din ve moderniteyi birleştiren bir yapıda yaşamak isteyen yeni bin yılın Müslüman nesillerine de geçti. İD bu üç unsuru da sağladı. Modernite unsuruna itirazlar gelebilir. Ancak İD birçok faaliyetinde son model teknolojiler kullanıyor. Örneğin profesyonel medya araçlarıyla son derece ustaca üretilen videolar ve diğer görsel malzemeler örgüte üstünlük duygusu veriyor. Güç konusuna gelince İD Suriye ve Irak sınırları içinde fiili bir devlet kurmayı başararak küresel güçlere meydan okudu, kontrol ettiği bölgelerde üstün bir disiplin seviyesi ortaya koydu. Üçüncü unsur olan din ise insanları İD’e doğrudan veya dolaylı olarak çeken mıknatıs işlevi görüyor. Örgüt kendisini Allah’ın kelamının yeryüzünde uygulanacağının güvencesi olarak sunuyor, halifeyi Hz. Muhammed’in mirasçısı olarak takdim ediyor.
Gerçek şu ki Sünni Müslüman dünyasında din, güç ve moderniteyi harmanlamak isteyen insanlar için İslam Devleti hem öğreti hem uygulama bakımından rakipsiz bir model sundu. 1979’da İran Şahı’nı alaşağı eden İslam Devrimi’ne kadar Sünni ve Şii İslamcılar pek çok benzer özleme sahipti. Usame Bin Ladin’le birlikte El Kaide’yi kuran Şeyh Abdullah Azzam gibi Sünni İslamcılar, Amman’da bir camide toplanarak İmam Ruhullah Humeyni’nin zaferini kutladı. Ancak sonra devrimin Sünnilerden çok Şii İslamcıların özlemlerine hitap ettiği görülünce Azzam ve arkadaşları Afganistan’ın yolunu tuttu ve orada “Afgan Araplar” olarak anılacak yapıyı oluşturdu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.