7 Haziran Genel Seçimlerinin sürprizi hiç şüphesiz ki seçimlere katılan 46 milyon seçmenden yaklaşık 6 milyonun (yüzde 13.1) oyunu alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) oldu.
Seçim sonuçları açıklanınca Türkiye'nin en çok merak ettiği konu HDP’nin Türkiye’deki yüzde 10 seçim barajını yıkmasını sağlayan bu doping oyların kimden-hangi partiden geldiği oldu. Stockholm School of Economics’den Yardımcı Doçent Erik Meyersson’a göre HDP’ye bu dopingi seçimlerde AKP’ye oy vermemeyi tercih eden yaklaşık 1.5 milyon muhafazakar Kürt oyu sağladı. Aslında bu tespiti A&G araştırma şirketinin anket verileri de teyit ediyor.
Araştırmaya göre HDP’nin aldığı yüzde 13.1 oyun, yüzde 4.2'sinin AKP’den, yüzde 1.9'unun ise CHP'den geldiği anlaşılıyor. Ankette ortaya çıkan bir diğer önemli tespit de etnik Kürt milliyetçiliği referansları ağır basan HDP’nin aldığı oyun yüzde 2'lik kısmının (yaklaşık 1.1 milyon kişi) HDP ile etnik bağı olmayan Türk seçmenden gelmesi. Araştırmayı yapan Adil Gür bu durumu şu şekilde yorumluyor: “Şayet HDP bu emanet oyları Türkiyelileşmeye devam ederek kalıcı hale getirebilirse uzun vadede HDP'nin önü açık olacaktır. Yok HDP içine kapanır sadece etnik Kürt kimliği üzerinden siyaset yapma yolunu seçerse emanet oylar kuvvetle muhtemel geldikleri partilere geri dönecektir.”
Yukarıdaki verilerden de anlaşılabileceği gibi, aslında HDP’nin (belki de kendisinin bile beklemediği bir biçimde) seçimlerde elde ettiği bu başarı, Kürt siyasetinin “siyasi güç” projeksiyonunda geleneksel enstrüman olarak kullandığı silahlı şiddetin meşruiyetini sorgulatıyor. Acaba HDP’nin bu başarısı onu bir kitle partisi haline getirerek Kürt siyasetini silahlı şiddetten uzaklaşma konusunda isteklendirebilir mi? Yani Türkiye’deki Kürt siyaseti daha çok oy için silahla arasına mesafe koyabilir mi?
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.