Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan’ın faizle sorunu ne?

By
p
Article Summary
Erdoğan’ın faiz karşıtı söyleminde ideolojinin de payı var.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 30 Mart yerel seçimlerinin ardından, yüksek bulduğu faiz oranlarını düşürmesi için Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı üzerinde bunaltıcı bir baskı kurdu.

Erdoğan’ın alışılmış sert üslubu ile sıkça yaptığı, kimi zaman azarlama boyutuna varan bu “faizi düşür” çağrıları Merkez Bankası’nın varsayılan bağımsızlığını tehdit ediyor ve kurumun uluslararası itibarını zedeliyor.

Kuşkusuz ki daha büyük bir maliyet, Türkiye’nin bir “kumanda ekonomisi” olmaya doğru gittiği yolundaki izlenimin, Merkez Bankası üzerindeki bu ağır siyasi baskı nedeniyle de güçlenmesi olacak.

Erdoğan’ın Merkez Bankası’na karşı hücuma kalkmasının 30 Mart yerel seçimleri hemen sonrasına rastlaması bir rastlantı değil.

Erdoğan’ın AKP’si ile Gülen Cemaati arasındaki yüksek gerilim 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının neticesinde topyekun bir savaşa dönüşmüş, doğan kriz ortamı Dolar ve Euro kurlarında ani artışlara neden olmuş, Merkez Bankası da kurları dengelemek için 29 Ocak’ta haftalık repo faizlerini 5,5 puan birden yükselterek yüzde 10’a çıkarmıştı.

Erdoğan, kendisi, ailesi ve partisi hakkındaki ağır yolsuzluk suçlamaları altında girdiği yerel seçimlerde beklenenin altında bir oy kaybına uğradı ve iki çok önemli kent olan İstanbul ile Ankara da AKP’de kaldı.

İktidar, zaferini ilan etti.

Başbakan, faiz artışına neden olan siyasi konjonktürün 30 Mart seçimleriyle ortadan kalktığını, dolayısıyla faizlerin de artık düşürülmesi gerektiğini düşünmüş olmalı ki seçimden beş gün sonra piyasaların sonuçlara olumlu tepki vermeye başladığını belirterek şu açıklamayı yaptı:

“Merkez Bankası da bu noktada gözden geçirip daha önce olağanüstü toplanmak suretiyle nasıl yükselttiyse bu sefer de bunu (faizleri) düşürmesi gerekir. Çünkü faiz düştüğü anda Türkiye’de yatırımcı şevke gelecektir. Daha çok yatırım yapacaktır. Kredi kullanma imkanı bu noktada artacaktır.”   

Erdoğan’ın faizlerin düşmesini istemekte haklı nedenleri var.

AKP iktidarı son iki yıldır düşük büyüme hızının baskısı altında. Ekonomisi 2011’de yüzde 8.5 oranında büyüme kaydeden Türkiye, buna mukabil 2012’de yüzde 2.2, 2013’te ise yüzde 4 oranlarında büyüyebildi. Büyümenin 2014 ve 15’te yüzde 3.5-4 bandında cereyan etmesi bekleniyor.

Bir sürpriz olmaz ise Erdoğan ağustosta cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olarak yarışacak. 2015’te ise genel seçimler var. Süreklilik kazanmış bir düşük büyüme hızının iktidarın belli oranlarda oy kaybetmesine neden olmasını beklemek mantıklı.

Merkez Bankası’nın faiz artırımından olumsuz anlamda en çok etkilenen sektörün ise iktidarı destekleyen sermaye gruplarının yoğun yatırımlarının bulunduğu inşaat sektörü olduğunu bir dipnot olarak kaydedelim.

22 Mayıs’ta toplanan Merkez Bankası Para Piyasası Kurulu ise Erdoğan’ın sert faiz indirimi beklentilerini karşılamayarak haftalık repo faizi oranını yüzde 10’dan 9.5’e, sadece yarım puan düşürdü.

Bunun üzerine Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Başçı’ya tepkisi sert oldu. Partisinin 27 Mayıs’taki Meclis grubu toplantısında özetle şunları söyledi:

“Neymiş, bağımsızmış... Yarım puanla bu milletle dalga geçmeyin. Bu faiz oranı yüksektir. Bunun düşmesi lazım ki reel yatırım artsın. Biz siyasetçiyiz, halka hesabı biz veriyoruz.”

Aynı konuşmada Erdoğan “Ama artık yetti, bunu söylemek zorundayım” dedikten sonra bir neden-sonuç teorisi de ortaya attı:

“Faiz sebeptir, enflasyon neticedir.”

Erdoğan’ın enflasyonu faizin neticesi olarak gören bu tezine göre, faizler aşağıya çekilirse enflasyon da bunu izleyerek düşecektir...

Türkiye İstatistik Kurumu geçen nisanda yıllık enflasyon oranını yüzde 9.38 olarak revize etti. Enflasyonda artış eğilimi var.

Savunduğu bu faiz-enflasyon teorisi ile Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’yı faizleri sert biçimde düşürmediği için artan enflasyonun sorumlusu olarak da pekala gösterebilir.

Erdoğan teorisi medyada tartışma yarattı. Ekonomistler ve ekonomi yazarları Erdoğan’ın yanlış düşündüğünü, doğrusunun tam tersi olduğunu belirttiler: Enflasyon nedendir, faiz de onun sonucu...

Erdoğan’ın bu faiz-enflasyon teorisi yeni değil.

Mesela bundan iki buçuk yıl önce, 10 Ocak 2012’de Başbakanlık muhabirlerinin “Çalışan Gazeteciler Günü”nü kutlarken benzer bir görüşü şöyle dile getirmişti:

“Şunu ben kendi iddiam olarak da söylüyorum: Piyasa faizi ne kadar yüksek olursa enflasyon da o kadar yüksek olur. Diğerlerini ben çok kaale almıyorum. Ama piyasa faizini ne kadar düşürürsek enflasyon da o kadar düşük olur. Biz yüzde 30’larda aldığımız enflasyonu yüzde 5’lere kadar çekebildiysek faizi düşürmekle bunu başardık.”

Erdoğan’ın faiz hakkındaki bu şaşırtıcı görüşleri kendine özgü popülizminden kaynaklanıyor. Bu, İslamcılıkla harmanlanmış bir popülizm.

Erdoğan dindar bir insan olsa da faizi ülke ve dünya gerçekleri nedeniyle kategorik biçimde yasaklatamayacağının pek tabii ki farkında... Ama kendisi gibi dindar tabanının duygularını okşamak gerektiğini de bildiğinden en azından söyleminde olumsuzlukların merkezine faizi yerleştiriyor.

Örneğin “faiz lobisi” kavramı...

Faiz lobisi” ile dünya, Erdoğan’ın Gezi Hareketi’nin Türkiye’yi zayıflatmak ve istikrarsızlığa sürüklemek isteyen “faiz lobisi”nin bir komplosu olduğu iddiasını ortaya atınca tanıştı.

Aslında “faiz lobisi” Erdoğan’ın öteden beri kullandığı bir kavramdı. 2012’nin ocak ayındaki o aynı konuşmada, “faiz lobisine karşı da gerekli köşeli, sert çıkışları yapacaklarını, faiz lobisini rahat çalıştırmayacaklarını” da söylemişti.

Dünyadaki Erdoğan imajı Gezi Hareketi’ne verdiği akıldışı ve sert tepki nedeniyle aşırı olumsuz biçimde değişince, dünyada kendisi hakkında iktidarının ilk yıllarında biçimlenmiş pozitif algı kalıpları da paramparça oldu. Erdoğan artık dünya tarafından çok daha yakından izleniyor. Gezi öncesinde, olumlu algı kalıplarına takıldıkları için dünyaya ulaşamayan “faiz lobisi” gibi çok sorunlu kavramlar, Gezi’yle birlikte olumsuzu geçirecek şekilde değişime uğrayan yeni algı kalıpları nedeniyle Erdoğan’ın imajına daha büyük zarar veriyor.

Faizi sıfırlamak

Erdoğan’ın içinden çıktığı İslamcı “Milli Görüş” hareketinin kurucusu ve tarihi lideri Necmettin Erbakan de sert bir faiz karşıtıydı. Onun söyleminde “Siyonistlerin kontrolündeki faizci kapitalizm insanlığı ve Türkiye’yi sömürüyor”du.

Erdoğan ise ustası Erbakan gibi konuşmuyor.

Onun ise bankacılık sisteminin çalışma mantığıyla açıklanması mümkün olmayan, “faizi sıfırlamak” gibi şaşırtıcı hedefleri var.

29 Nisan 2011’de bir işadamları toplantısında faizi zulüm olarak gördüğünü “Biz zulmeden değil, zulmün karşısında olan bir iktidarız” sözleriyle ifade ettikten sonra hedeflerinin faizi sıfırlamak olduğunu söylemişti:

“Hedef nedir? Hedef inşallah faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Onu buraya indireceğiz. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz.”

Erdoğan’ın daha eski yıllarda, 8 İslam ülkesinin katılımıyla oluşan D-8 grubunun 2006’da Endonezya’nın Bali adasında yaptığı bir toplantısında “İslami faiz meselesiyle kendimizi sınırlandırmayalım. Uluslararası kurallara göre oynayalım. Faizin niteliğinin ne olacağına bakalım” diye konuşması ilgi çekmişti.

Bu ifadeler üzerine yapılan yorumlarda, Türkiye Başbakanı’nın “enflasyon oranı kadar faizin değil, enflasyon oranının üzerindeki faizin haram kabul edilmesini kastettiği” belirtilmişti.

Neticede Erdoğan’ın Merkez Bankası’na uyguladığı “faizi düşür” baskısının ardında sadece seçim hesaplarının değil, ideolojisi ve dünya görüşünden kaynaklanan “ılımlı bir faiz karşıtlığı”nın da yattığını görüyoruz.

Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, inflation, elections, economy

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2007’den temmuz 2015'e kadar Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. 1997’de Milliyet yayın grubuna katılan Gürsel, Artı-Haber isimli haftalık haber dergisinde genel yayın yönetmeni yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Türkiye Ulusal Komitesi’nin başkanıdır.

x