30 Mart yerel seçimlerine dair söylenecek ilk şey Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açık bir zafer kazandığıdır. Bu tartışmasız bir gerçektir ancak konunun kendisinin tartışmaya kapalı olduğu anlamına da gelmez.
Öncelikle, Erdoğan’ın ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) bu seçimleri “adil ve dürüst” bir şekilde kazandığını söylemek zor. Zira bunun geçekleşebilmesi için Türkiye’de şüpheye yer bırakmayan bir demokratik ortam olması gerekirdi ki, böylesi bir ortamdan söz etmek kesinlikle imkansız.
Otoriter eğilimleri ülkenin demokratik kurumlarını artık ciddi bir şekilde aşındırmaya başlayan bir lidere sahip olan Türkiye şimdi uluslararası toplumun merceği altında. Erdoğan ise tabii ki sürekli olarak “sandığın kutsallığına” atıfta bulunuyor. Ne var ki, tarih bize seçilmiş liderlerin, halkın korkularını yönlendirerek ve parlamenter çoğunluğu kullanarak, demokrasiye ciddi zararlar verebildiğini gösteriyor.
Dolayısıyla şu meşru bir sorudur: Erdoğan kendisi ve hükümetini yolsuzluk soruşturmalarından korumak için parlamenter çoğunluğu kullanıp ülkenin yargı sistemini değiştirmeseydi yine de bu sonuçları alabilir miydi? Bir diğer meşru soru da şu: Erdoğan, gerçek demokrasilerde yolsuzluklara karşı bekçi görevi gören özgür basını zapturapt altına almasaydı yine de bu sonuçlara ulaşabilir miydi?
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.