Irak'ın Nabzı

Bağdat-Erbil petrol ihtilafı: Şimdilik anlaşmazlıkta anlaşıldı

By
p
Article Summary
Erbil ile Bağdat arasındaki petrol ihtilafı sürerken Ankara, Erbil ve Bağdat ilişkilerinin bu ihtilaftan nasıl etkileneceği henüz net değil.

Bağdat ve Ankara, Kürt petrolü meselesinin çözümünde anlaştı mı? Erbil’in kendi petrolünü bağımsız şekilde ihraç etmek için yaptığı sözleşmeler nedeniyle Bağdat ile Erbil arasında çıkan anlaşmazlık çözüldü mü? Yoksa henüz bir çözüm yok mu? Görünen şu ki ortada gerçek bir mutabakat yok ve işler belki de seçimlere kadar askıya alınmış durumda. Yani  üzerinde uzlaşılan tek şey bir uzlaşmanın olmadığıdır.

Bağdat'taki karar vericilere yakın olan tanınmış bir Iraklı siyasetçi, Al-Monitor'a durumu bu şekilde anlattı ve krizin yarattığı sonuçları değerlendirdi. Kriz, Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Kürt petrolünün yeni inşa edilen boru hattıyla Türkiye'ye taşınmasını sağlayacak anlaşmaları imzalamak için 27 Kasım'da Türkiye'ye gideceğinin açıklanmasıyla başladı. Kaynak, ayrıca bu anlaşmaları Anayasa'ya aykırı bularak reddeden Irak hükümetinden gelen çeşitli tepkilere de değindi.  

Irak Petrol Bakanlığı'nın Hukuk Şubesi Şefi Layis Şehir, 28 Kasım'da Al-Monitor'a yaptığı açıklamada şu bilgileri verdi: "Petrol Bakanlığı, kendi bilgisi dışında Türkiye'yle yapılan petrol anlaşmasının hukuka aykırı olduğunu Kürdistan bölgesinin Doğal Kaynaklar Bakanlığı'na bildirdi. Kürdistan bölgesine gönderilen bildirimde petrol konusunda yapılacak herhangi bir anlaşmanın hem Anayasa’ya hem de Bütçe Yasası ile Mali İdare Yasası’na aykırı olacağı belirtildi."  

Enerjiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Hüseyin El Şehristani de şu açıklamayı yaptı: "Ülke zenginlikleri hükümete emanet edilmiştir. Hükümet, kendi rızası dışında Kürdistan bölgesinden petrol ihracatına sessiz kalamaz."

Sözleşmelerin anayasal olduğunda ısrar eden Kürdistan bölgesi ise Şehristani'nin Kürt yönetiminin petrol politikasına karışamayacağını söyledi.

Anlaşmanın metni ve ayrıntıları açıklanmadığından olup biten tam olarak netliğe kavuşamadı. Ta ki Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız 1 Aralık'ta Bağdat'a gelene kadar. Yıldız, Irak Kürdistan bölgesinin başkenti Erbil'de 2 Aralık'ta katılacağı enerji konferansının öncesinde Bağdat’a kısaca uğradı ve Irak hükümetine Türk-Kürt anlaşmalarına ilişkin güvence vermeye çalıştı.

Yıldız'ın ziyareti sırasında açıklama yapan Şehristani, Türk enerji bakanıyla bir anlaşma imzaladıklarını ve buna göre Irak'ın herhangi bir yerinden yapılacak petrol ihracatı için federal hükümetin onayı gerekeceğini söyledi.

Yıldız da bu hususu teyit ederek şöyle konuştu: “Türkiye, Irak Kürdistan bölgesinden ticari petrol ihracatı konusunda Bağdat’ın onayını alacak. (...) Taraflar ayrıca Güney Irak'taki Basra petrol yataklarından Türkiye'ye ham petrol taşıyacak bir boru hattının yapımını ele aldı.”

Yıldız, aynı gün Bağdat'tan ayrılarak KBY tarafından düzenlenen ve orada faal olan petrol şirketlerinin de katıldığı enerji konferansı için Erbil'e gitti. KBY Başbakanı ise bir açıklama yayımlayarak Kürdistan tarafından imzalanan yeni sözleşmelerin Irak'ın çıkarlarıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Tüm bu tartışmalar, Bağdat'ın söz konusu sözleşmeleri kabul edip etmediğine bir açıklık getirmedi. Irak hükümetinden bir kaynak Al-Monitor'a şu bilgiyi verdi: "Petrol sözleşmelerinin ardından Bağdat’taki hükümetin havası gergin ve öfkeliydi. Bu öfkeyi yatıştıran ise Türk bakanın ziyareti değil, başka bir takım siyasi hesaplardı.”

Bağdat-Erbil ilişkilerini belirleyen, bitmeyen bir sorun söz konusu. Geçmişe dayanan karşılıklı güvensizlik nedeniyle iki taraf da bu sorun konusunda birbirini suçluyor. Güvensizlik, bir ölçüde Iraklı Kürtlerin 2003'teki siyasi deneyimlerinin ardından kapıldıkları hissiyata dayanıyor. Zira geçmiş Irak yönetimlerinden yıllarca adaletsizlik ve zulüm gören Iraklı Kürtler, 2003 deneyimiyle elde ettikleri kazanımların, geleceklerini güvenceye almak için yetersiz olduğuna inanıyor.

Taraflar arasında çözüm bekleyen başka çetrefilli konuları da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bunların arasında ihtilaflı bölgeler yer alıyor ki bu konu da karşılıklı kuşkuları kaçınılmaz olarak derinleştiriyor. Görünen o ki Bağdat, 2003'ten bu yana Kürt bölgesinin tecrübelerinden ders çıkardığına dair pek de ikna edici olamıyor.

Krizi tetikleyen siyasi etmenlerin yanı sıra bir de kurumsal etmen söz konusu. Kürt bölgesinin idari, ekonomik ve yatırım tecrübesi şuna işaret ediyor ki bürokratik engeller hâlâ Bağdat'ın ayağına dolanırken Kürt bölgesi bunları aşma konusunda büyük ilerleme kaydetmiş durumda. Buna rağmen Bağdat, krizi sadece siyasi kaygılara dayandırma eğiliminde.

Tarafların ekonomik yaklaşımı tamamen farklı kulvarlarda seyrediyor. Kürdistan bölgesini bugün petrol ihracatı noktasına taşıyan yaklaşım, uluslararası petrol şirketleriyle bağımsız sözleşmeler yapılmasına dair birkaç sene önce alınan kararlara dayanıyor. Bu sözleşmelerde izlenen yöntem, Irak hükümetinin çeşitli lisans ihaleleriyle sözleşme yapmasından farklıdır. Bu sözleşmeler hâlen Bağdat tarafından kabul edilmiş değil. İlgili şirketlere yapılacak ödemelerin Irak bütçesinde yer almaması bu durumun göstergesidir.

Kürt bölgesinin Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı da 2 Aralık'taki konferansta bu konuya örtülü bir şekilde değindi. Türkiye'ye bağlanan yeni boru hattıyla hâlihazırda günde 300 bin varil petrol ihraç edebileceklerini söyleyen Bakan, bunun 2015 itibarıyla bir milyon varile çıkacağını belirtti.

Üst düzey Kürt siyasilere göre, önceki sözleşmeler konusunda erken davranılmamış olsaydı bölgenin bugün bu iddialı rakamlara ulaşması mümkün olmayacaktı. Üstelik şunu da belirtmek gerekir ki 2003'te bölgede büyük petrol yataklarının varlığı henüz teyit edilmemişti.  Oysa bölgenin o günden bu yana ulaştığı üretim seviyesi, 2015'te günde bir milyon varil gibi bir rakama yükselebilecek durumda. Irak Petrol Bakanlığı’nın hâlen günde 2,5 milyon varilin altında seyreden üretim miktarının ise önceden bilinen dev petrol yataklarına rağmen aynı dönemde günde 3,5 milyon varile ulaşması bekleniyor.

Kürdistan bölgesi, Bağdat'ın son anlaşmalara ilişkin tutumuna “çözüm odaklı” yaklaşıyor. Yaygın kanıya göre söz konusu sözleşmeler, bölgenin Bağdat'tan ayrılarak bağımsız devlet olma yolunda attığı kritik bir adımdı.  Lakin Al-Monitor'a konuşan Kürt yetkililer, bu sözleşmeleri Bağdat'la bütçe, petrol şirketlerinin ödemeleri ve Peşmerge güçlerinin maaşları konusunda yıllardır süren mali kargaşaya bir çözüm dayatma çabası olarak görüyor.

Bu bakış açısını dikkate alıp son yıllara hâkim olan siyasi havayı bir kenara bırakırsak, Kürtlerin merkezi hükümetle arasında biriken sorunların çözümü için Bağdat’a kendi yöntemlerini dayattığını görürüz. Nitekim Türkiye ile yapılan son anlaşmada petrol gelirlerinin Bağdat'la Erbil arasında uzlaşma sağlanıncaya kadar Türkiye Merkez Bankası'na yatırılmasını öngören hüküm bunun göstergesidir.

Ne var ki Bağdat’la Erbil arasında Kürt bölgesinin bütçesi ve petrol şirketlerinin ödemeleri konusunda yapılacak müzakereler, Türkiye’yle yapılan anlaşmanın ardından daha olumsuz bir havada seyredecek. Zira Kürdistan bölgesi, bütçesi ve mali kaynaklarına ilişkin Bağdat'a farklı bir müzakere mekanizması dayatmış oldu.  

Bölgesel yönetimin attığı adım üzerindeki çelişkili yorumlar ve Bağdat'ta kimi siyasilerin dile getirdiği "doğal kaynakları ziyan etme" ve "Anayasa'ya saygısızlık" suçlamaları bir kenara, konuya ilişkin başka pek çok soru işareti söz konusu.

Kürdistan-Türkiye boru hattına ilişkin haberler neredeyse bir yıl önce basına yansımışken son anlaşmalar Irak hükümeti için gerçekten sürpriz oldu mu?

Büyük ihtimalle son gelişmeler Bağdat'ı hiç de şaşırtmadı. Hele de 2013 bütçesine petrol şirketlerinin ödemelerini dâhil etmemekte ısrar ettikten sonra. Bu tutum, Kürdistan'ın petrol üretimini arttırma hedefine yönelik açık bir tehditti.  

Bağdat'taki yetkililerin konuya ilişkin keskin beyanları, Türk Enerji Bakanı'nın ziyaretinin ardından şaşırtıcı bir şekilde azaldı. Bu beyanların yerini Bağdat'taki Petrol Bakanlığı'nın rızası olmadan petrol ihracatı yapılamayacağına dair açıklamalar aldı.  Lakin bu açıklamalar mevcut siyasi duruma cevap vermiyor. Zira Kürdistan yönetimi, Bağdat'taki merkezi hükümeti dışlayarak sözleşmeleri kendi başına yaptı.

Dolayısıyla petrol konusunda ortada gerçek bir uzlaşma yok. Var olan tek şey, mevcut durumun nisandaki Irak seçimlerine kadar devam edeceğine dair üstü kapalı ve genel bir mutabakat. Bu arada Irak hükümeti, sözleşmeleri reddetmeyi sürdürecek, Kürdistan yönetimi de ihracat hakkını saklı tutarak merkezi hükümetin Kürdistan'ın mali taleplerine nasıl yaklaşacağını izleyecek.  

Bağdat ve Erbil'in farklı ekonomik ve siyasi yaklaşımlarından kaynaklanan zorluk tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Erbil sorunlara çözüm bulup uyguluyor,  menfaatlerini elde etmek için seçimlere ya da siyasi hesaplara bel bağlamıyor. Bağdat ise olayları siyaseten ve varsayımlara dayanarak ele alıyor, seçimler ya da bölgesel ve uluslararası gelişmeler aracılığıyla durumu hem kızıştırıyor hem de kontrol altında tutuyor.

Bağdat’la Erbil arasında güven ve stratejik iş birliği köprüleri kurulmuş olsaydı Kürt petrolüne ilişkin ihtilaf tek başına bir krize dönüşmezdi. Orta Doğu'nun yıkıma uğradığı bir dönemde, Kürdistan bölgesine yeni bir uygulama dayatmanın, zamanı geçmiş ve Irak'ın diğer bölgelerinde ilerlemeye köstek olan yöntemlere zorlamanın bir anlamı yok.

Bağdat’la Erbil arasında ortak bir dil sağlamanın yolu, Kürdistan bölgesinin deneyiminden yararlanmak, onunla iş birliği yapmak, ekonomik hedeflerini kucaklayıp geliştirmek, korku ve şüpheleri dağıtmak ve müşterek çalışma mekanizmaları bulmaktan geçiyor. 

Bu bölümlerde bulundu: pipeline, oil revenue, oil contracts, nechirvan barzani, kurdistan regional government, kurdish oil, iraqi central government

Mushreq Abbas,  Al-Monitor’un Irak’ın Nabzı bölümüne katkıda bulunan yazarlardandır. 2005’ten bu yana Al-Hayat’ın Irak büro şefi olarak çalışan Abbas,  Irak’ta yaşanan krizler konusunda ulusal ve uluslararası yayınlarda makaleler kaleme almıştır.

x