Toplumsal Bölünmüşlük, Suudi Haklar Hareketini Köstekliyor

By
p
Article Summary
Suudi Arabistan'daki ideolojik ve sosyal kutuplaşma güçlü bir insan hakları hareketinin ortaya çıkmasını engelliyor.

Uluslararası Af Örgütü, Suudi Arabistan için hazırladığı yıllık insan hakları raporunu geçen hafta yayımladı. Ülkedeki insan hakları ihlallerini geniş bir çerçevede ele alan rapor, kadınlara yönelik baskılardan göçmen işçilere kötü muameleye, çocuk idamlarından mezhepçiliğe, keyfi tutuklamalardan işkenceye kadar pek çok konuya yer verdi. Ancak en geniş bölüm, muhaliflerin susturulması ve insan hakları savunucularının tutuklanmasına ayrıldı.

Suudi Arabistan, dünyanın en baskıcı rejimlerinden biri. Yakın zamanda Freedom House tarafından yayımlanan bir raporda, Suudi Arabistan, dünyada insan haklarının en çok ihlal edildiği dokuz ülke arasında sayıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü dâhil birçok örgüt, Suudi devletini en temel insan haklarına saygı göstermediği için sürekli eleştiriyor.

Suudi Arabistan'da özgürlüğün olmamasına rağmen, Arap Baharı başladığından bu yana önemli sayıda örgüt ve kişi Suudi sistemine karşı eleştirilerini alenen ve gür bir sesle dile getirmeye başladı.

Protestolar ilk etapta doğudaki Katif vilayeti ile sınırlı görünüyordu. Katif’in Şii nüfusa sahip olmasından dolayı, yönetim her zamanki mezhepçi söyleme başvurarak protestoları bir süre tecrit etmeyi başardı. Ancak daha fazla hak talep edenlerin yalnızca Şiilerin olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Geleneksel olarak Sünniliğin katı bir yorumunun yaygın olduğu Kasım vilayetinde bile göstericiler sokağa dökülünce, olayı Şiilerle sınırlı bir sorun olarak takdim eden resmi söylem geçerliliğini yitirdi.

Çeşitli kesimlerden gelen grupların hak taleplerine rağmen, Suudi toplumundaki derin bölünmüşlüğün insan hakları hareketine büyük köstek olduğu açıkça ortaya çıkmış durumda. Hak talep eden tüm gruplara karşı vakit kaybetmeden karalama propagandasına girişen yönetim, Katif'teki protestocuları "yabancı bir devletin," yani İran'ın hizmetinde olan kâfirler, Kasım'daki göstericileri ulusal güvenliği tehdit eden teröristler, liberal aktivistleri de "kâfirlerce beyni yıkanmış" ve ülkeyi Batılılaştırmaya çalışan kişiler olarak damgaladı. Suudilerin bir bölümü, hükümet propagandasına inanır. Diğer bir kesim ise belli bir grubun hak mücadelesine destek verirken, mezhepsel ya da ideolojik önyargılar nedeniyle bir başkasının dile getirdiği benzer taleplere karşı çıkar.

Riyadlı bir aktivist, Suudi toplumundaki bu bölünmelere ilişkin Al-Monitor'a şöyle konuştu: "Bu insanların değil, sistemin suçu. Çok küçük yaşlardan itibaren bize iki kimlik öğretiliyor: ‘saf bir Suudi’ ve ‘gerçek bir Müslüman’ olmak. Bu ülke inanılmaz bir toplumsal çeşitlilik arz ediyor. Oysa bize bu çeşitliliği kucaklamamız değil, farklılıkları gizlememiz ve statükoya uyum sağlamamız öğretiliyor. Bizden beklenen, toplumsal beklentilere ayak uydurmamız ve yönetimin İslam anlayışını takip etmemiz. Farklı davranan veya ortaya yeni bir şey koyan herkes, üstü çizilerek ya ‘saf Suudi’ ya da ‘gerçek Müslüman’ olmamakla itham ediliyor.”

Twitter'da @Qatifrev kullanıcı adıyla yazan Katifli bir aktivist,  Suudi toplumunda farklı ideolojilerden gelen insanları desteklemenin zorluğunu Al-Monitor'a gönderdiği bir elektronik postada şöyle anlattı: "Suudi Arabistan'da ideolojik olarak mensup olmadığınız bir grubun insan haklarını savunmak zordur. Zira o grup desteğinizi reddedebilir, hatta bu yüzden kendi grubunuzdan bile dışlanabilirsiniz, özellikle de iki grup arasında husumet söz konusuysa. Benim de destek vermek istediğim gruplar tarafından reddedildiğim oldu. Bana, ait olduğum gruptan birinin yardımına ihtiyaç duymadıklarını söylediler. Ayrıca, kendi grubumun bazı mensupları da terörist olduğunu düşündükleri diğer grubu neden desteklediğimi sorguladılar." Şii din adamı Nimer El Nimer'den ilham aldığını belirten aktivist, şöyle devam etti: "Nimer pek çok konuşmasında Sünni siyasi tutuklulara değinerek, onların da insan haklarını savunmuş ve hangi ideolojiden olursa olsun mazlum insanların hakkını savunmanın önemine vurgu yapmıştır." 2012 yazında Suudi güvenlik güçleri tarafından tutuklanan Nimer, şu an ölüm cezasıyla yargılanıyor.

Toplumsal sınırların ötesini görebilen bir başka isim de farklı kesimlerden insanların öyküleri üzerinde çalışan kadın gazeteci ve insan hakları savunucusu İman El Katani. Ülkenin eşine az rastlanır, cesur seslerinden biri olan Katani, Al-Monitor'un neden farklı kesimlerden insanlarla çalıştığına ilişkin sorusuna basit bir cevap verdi: "Her insanın temel haklarına saygı gösterilmeli." Ancak Katani de, sessizliği tercih eden bir ülkede sesini yükseltmenin bedelini ödedi ve Suudi yönetiminin yoğun baskısı yüzünden yakın zamanda tweet atmaya son vermek zorunda kaldı. Katani Al-Monitor'a şöyle dedi: "Hükümet halka aktivistlerin, ya teröristlerin ya da yabancıların maşası olduğunu söylüyor ve insanların çoğu buna inanıyor. Suudi Arabistan'da insanların geneli, insan haklarının en basit tanımını bile anlayamıyor ve bu nedenle hangi kesimden olursa olsun bu kavramın herkes için geçerli olması gerektiğini idrak edemiyor. Oysa insan haklarının temel mantığı, insanlar arasında ırk, milliyet, dini köken, siyasi tercih ve inanış ayrımı yapılamayacağını söyler. Sadece aynı fikirde olanı savunma saplantısı söz konusu. İşte bu ideoloji burada her şeyi mahvediyor."

Suudi Yurttaşlık ve Siyasi Haklar Derneği (ACPRA), ülkede en çok tartışılan insan hakları örgütlerinden biri. İnsan hakları sorununun gittikçe derinleşmesi üzerine 2009'da kurulan dernek, ülkedeki insan hakları ihlallerini belgelemek ve bu konuda farkındalığı arttırmak için canla başla çalıştı. Daha çok Bureyde’deki tutuklu aileleriyle çalışan dernek, krallık içindeki tüm azınlık gruplarına da destek verdi. Çabaları dünyanın dört bir yanında övgü toplamasına karşın Suudi devleti derneğe suçlu muamelesi yaptı. Derneğin yedi üyesi şu an cezaevinde. Derneğin kurucularından Muhammed El Katani ve Abdullah El Hamit, bu yılın başında 10 seneden fazla hapis cezasına çarptırıldı. Bunlar olurken dernek destekçileri ortalıkta görünmedi. Avukat Abdül Aziz El Hasan, Foreign Policy dergisinden Marc Lynch'e verdiği söyleşide, şöyle dedi: "Katani ve Hamit'in tutuklanması, Kuveytli muhalif siyasetçi Müsellim El Barak'ın tutuklanması üzerine Kuveyt'te ortaya çıkan kitlesel harekete benzer bir tepkiye neden olmadı." 

Pek çok Suudi derneği hevesle desteklese de, bir o kadarı da derneğin gerçekten gizli bir gündemi olduğuna inandı ya da ideolojik nedenlerle desteğini esirgedi. Derneğin şu an cezaevinde bulunan üyelerinden biri olan Muhammed El Bicadi, tutuklu yakınlarıyla birlikte İçişleri Bakanlığı'nın önünde düzenlenen bir protesto gösteresine katıldığı için tutuklanmıştı. Sonradan serbest bırakılan bir göstericinin Twitter’da attığı mesaja göre, protestoya katıldığı için birlikte cezaevine girdiği insanlar, ideolojik farklılıklar yüzünden Bicadi'den hoşlanmıyordu.

Suudi Arabistan'da baskıcı devlet politikalarına karşı mücadele etmek isteyen cesur bireyler eksik değil. Hatta bunu yapanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Suudi Arabistan'da eksik olan şey, etnik, mezhepsel ya da ideolojik farklılıkları gözetmeksizin her vatandaşın hakkına saygılı olacak bir toplumun mücadelesini verecek bireyler. Toplum birleşip bu farklılıkları aşmayı öğrenmedikçe, Suudi yönetimi insan haklarını ihlal etmeye devam edecek.

Bu bölümlerde bulundu: social divide saudi arabia, saudi
NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x