Türkiye'nin Nabzı

Almanya gerilimi AKP’deki çatlağı ortaya çıkarttı

By
p
Article Summary
Türkiye ile Almanya arasında tırmanan gerginlikte Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki yaklaşım ve söylem farklılığıyla ayrışma belirginleşti.

ANKARA -- Almanya ile Türkiye arasında peş peşe yaşanan gerilimlerle tırmanan kriz aralarında Alman vatandaşı Peter Steudtner’in de yer aldığı insan hakları savunucularının tutuklanmasıyla zirveye ulaştı. Tutuklamalar ardından Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, 20 Temmuz’daki açıklamalarında ilk kez Türkiye’ye yaptırımı gündeme getirdi. Alman şirketlerinin Türkiye’deki yatırımlarının güvende olmadığını savunan Gabriel Türkiye’ye seyahat eden Alman vatandaşları için de her an tutuklanma olasılığı bulunduğunu öne sürdü. Bu sözler, Alman hükümetinin yatırımcılarına, Alman turistlere örtülü şekilde “Türkiye’ye gitmeyin, yatırım yapmayın” telkini ve yaptırım tehdidi olarak algılandı.

Bu süreçte gerginlik tırmanırken Türkiye yönetiminde iki farklı yaklaşım belirginleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Almanya’ya tepkisini sertleştirdi, etrafındaki bazı isimler gerilimi daha da tırmandıracak açıklamalarda bulunmaya başladı. Başbakan Binali Yıldırım ve bazı hükümet üyelerinin ise daha ılımlı, tansiyonu düşürücü, gerginlikten iki tarafın da zarar göreceğini vurgulayan ifadelerle krizi toparlama çabasına yöneldikleri gözlendi.

Erdoğan, Gabriel’in açıklamalarının ertesinde 21 Temmuz’da İstanbul’da yaptığı konuşmada, “Almanya kendisine çeki düzen vermeli (...) Hasbelkader yakaladıkları zenginlikle şimdi bizi tehdit etmeye kalkıyorlar. Dünyada serbest piyasa, pazar denen bir şey var. Bunlar serbest piyasayı da bilmiyorlar.” diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye’deki Alman şirketleri hakkında “teröre destek verdikleri” gerekçesiyle inceleme ve soruşturma başlatıldığı yönünde Alman hükümet yetkililerine dayandırılan iddiaların “yalan” olduğunu belirterek şunları söyledi: “Alman Ekonomi Bakanı’nın, hiçbir mesnede dayanmayan, tamamen dolaylı mesajlarla ülkemize yatırım yapan şirketleri ürkütmeyi, tedirgin etmeyi amaçlayan beyanlarını buradan şiddetle kınıyorum. Terörle, teröre bulaşanlarla siyaseti lütfen birbirine karıştırmayın. Ve ben Milli İstihbarat Teşkilatı’mı, İçişleri Bakanı’mı aradım ve kendilerine sordum, ‘Şu ana kadar Alman şirketleriyle ilgili başlattığınız herhangi bir soruşturma araştırma var mı?’ Ve dün arkadaşlarımdan aldığım cevap şudur: Hiçbir Alman şirketiyle ilgili başlatmış olduğumuz bir soruşturma araştırma yoktur, hepsi yalandır.”

Erdoğan, parti genel başkanı sıfatıyla AKP Meclis Grubu’nda yaptığı konuşmada ise iddialarını daha da ileri taşıdı ve tutuklanan insan hakları savunucularını “ajanlıkla” suçladı: “Sen Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na, bakanlarına ülkende konuşma imkânı vermeyeceksin ama ajanların gelip burada otellerde cirit atacak ve benim ülkemi parselleyecekler; yok böyle bir şey.”

Erdoğan’ın dozunu iyice yükselttiği sertliğe, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan destek geldi: “Kimse Türkiye’ye Avrupa’dan veya bir başka yerden parmak sallayarak hiza gösterme, hizaya getirmeye kalkmasın!”

Başbakan Binali Yıldırım ise giderek geri dönülmez şekilde kopma noktasına doğru ilerleyen Türkiye-Almanya ilişkilerindeki bu gidişin getireceği ağır faturanın farkında. Bu farkındalık, Başbakan Yıldırım’ın açıklamalarına, Erdoğan’ın tavrının tam tersi yönde yansıyor. Cumhurbaşkanı’nın sert sözlerinin ertesinde Yıldırım ilişkileri daha fazla germenin manasının olmadığını vurguladı ve ekledi: “Alman yetkililere sesleniyorum, daha sakin ve teenni ile hareket edelim. Meseleleri konuşarak, görüşerek çözebileceğimize inanıyoruz.”

Bu sırada Türkiye’yi ciddi anlamda sıkıntıya sokan, kritik bir gelişme yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “MİT’e, İçişleri Bakanı’na sordum tamamıyla asılsız ve yalan” demesine karşın Türkiye’nin 681 Alman şirketini içeren bir listeyi “teröre destek” gerekçesiyle Interpol üzerinden Almanya’ya gönderdiği ortaya çıktı. Alman İçişleri Bakanlığı, Türkiye İçişleri Bakanı’nın Alman mevkidaşını arayarak bir “yanlış anlaşılmanın” olduğunu ve listeyi geri çektiklerini söylediğini açıkladı.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ da Alman şirketlerine yönelik herhangi bir soruşturma olmadığını, “büyük bir iletişim hatası” yaşandığını söyledi.

Bu “iletişim hatası” hükümetin Alman şirketleriyle ilgili bir “terör listesi” hazırladığını ortaya çıkarttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer hükümet yetkililerinin “Böyle bir liste ve soruşturma yok. Yalan” açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı, MİT ve İçişleri Bakanlığı’nın Cumhurbaşkanı’na eksik veya yanlış bilgi verdiğini açığa vurdu.

Bu gelişme üzerine durumu toparlamak görevi yine Başbakan Yıldırım’a düştü. 27 Temmuz’da 19 Alman şirketinin yöneticilerini Çankaya Köşkü’ne davet eden Başbakan Yıldırım, şirketlere güvence verdi. İlişkilerdeki gerginliğin “geçici” olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “En az yarım asırdan beri Türkiye'de olan, artık bir Alman firmasından ziyade Türk firması gibi halkın hafızasında yer almış yatırımcılarımızın haksız bir şekilde burada bir eleştiriye tabi tutulması, onların bu ilişkilerden bir bedel ödemesi bizim asla düşüneceğimiz bir şey değildir.”

Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki bu tavır ve söylem farkı, iktidarın Almanya politikasında bir ayrışma, parti ve iktidar içinde çatışma yaşandığını açığa çıkartıyor.

Nitekim CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak şu tespiti yapıyor: “Cumhurbaşkanı ve etrafındaki dar kadro, 2019'u hedefleyerek, gıdasını çatışma ve gerilimden alan şahin bir politika sergiliyor. Başbakan Yıldırım ise aksine ‘Sorunu görüşerek çözeriz, germenin manası yok' tavrında. Başbakan genel başkanlığı devretti. Başbakanlık’ta nöbet süresinin dolmasını bekliyor. İkbal beklentisi kalmadığı için, daha ılımlı ve gerçekçi davranıyor. Cumhurbaşkanı ise başkanlık için tüm köprüleri atmaya, kırıp dökmeye hazır. Dış politikada iktidar içindeki bu iki kutup, Türkiye'ye kaybettiriyor. Şu anda Türkiye'nin bölgede ve dünyada tek müttefiki kaldı o da Katar!”

Almanya, Türkiye’nin dış ticaretinde, turizm gelirlerinde ilk sıralarda. Savaş uçağı krizinin ardından Rusya’nın ekonomik yaptırımlarının hasarını henüz atlatamayan Türkiye açısından şimdi de Almanya’nın yaptırıma yönelmesi ağır bedellere yol açabilir. Almanya’nın AB üyesi ülkeleri de bu yönde harekete geçirmesi halinde hasarın boyutları altından kalkılamayacak noktaya varabilir.

Başbakan bu riski görüp Alman yatırımcılarına güvence vermeye çalışırken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert söylemini sürdürmesi 2019 Başkanlık seçimlerini hedefleyen gerilim siyasetinin sonucu.

Erdoğan’ın AKP milletvekillerine “Yorulan varsa kenara çekilsin” çıkışı, 2019’da kaybetme ihtimali kaygısının bir işareti olarak görülebilir. Partililere yönelik bu çıkış kaybedecek bir şeyi olmadığı için siyaseten özgürleşen Başbakan Yıldırım’a da “2019’a kadar dayanamayacaksan sen de çekil” mesajı şeklinde yorumlanabilir.

Özetle, AKP içindeki bu siyasi ayrışmayı su yüzüne çıkartan Almanya gerilimi oldu. 16 Nisan referandumu ile kabul edilen yeni sistemde AKP genel başkanlığı ya da başbakanlık iddiası kalmayan Binali Yıldırım kişisel ve partisel çıkarlardan çok ülke çıkarlarını önde tutmak gayretinde. Bu ayrışma, 2019’a kadar olan dönemde Yıldırım’ı görevi bırakmaya zorlayacak noktaya taşıyabilir.

Bu bölümlerde bulundu: akp, germany, trade, fethullah gulen, binali yildirim, presidential system, human rights activists, recep tayyip erdogan

Zülfikar Doğan, gazeteciliğe 1976’da Ankara’da haftalık haber dergisi Yankı’da başladı. Milliyet, Posta, Akşam, Finansal Forum, Star, Karşı gazetelerinde muhabirlik, haber müdürlüğü, temsilcilik ve ekonomi-politika yazarlığı yaptı. TRT-1, STAR, NTV, CNBC-e televizyonlarında ekonomi-politika programları ve yorumculuk görevlerinde bulundu. Halen, www.korhaber.com haber portalında genel yayın yönetmenliği ve köşe yazarlığı yapıyor.

x