TURKEY PULSE

Read in English

TÜRKİYE'NİN NABZI


 

Referandum yaklaşırken sandık güvenliği endişesi

Author: Mahmut Bozarslan

DİYARBAKIR - Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Selma Irmak geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir soru önergesi verdi. Önerge 16 Nisan referandumu ile ilgiliydi. Irmak milletvekili olduğu Hakkâri’de HDP’nin sandık başlarında görevlendirmek istediği 151 ismin gerekçe gösterilmeden reddedildiği, Hakkâri merkezde sandık kurulu başkanlığı yapacak hiçbir siyasi parti üyesi bulunmadığı iddiasını dile getirdi. Yüksek Seçim Kurulu’nun önerilen isimleri hangi hukuki kriterlere göre değerlendirdiğini soran Irmak, “151 kişinin hepsinin suçlu olma ihtimali var mıdır? YSK tarafından 151 kişinin reddedilmesi Hakkâri’de referandumun güvenilirliğine ve tarafsızlığına gölge düşürmez mi?” ifadelerini kullandı.

SummaryYAZDIR Referanduma günler kala dikkatler sandık güvenliğine çevrilirken “hayır” cephesi özellikle Güneydoğu’da kaygılı görünüyor. Hükümet cephesi ise kimsenin sandıklara müdahale edemeyeceğini savunuyor.
Author

HDP son dönemde buna benzer bir dizi şikâyet dile getirdi. Şikâyetlerin odağındaki konu, seçim güvenliği. Bugünlerde tarihinin belki de en gergin seçim süreçlerinden birini yaşayan Türkiye, oylama gününü sakin geçirmenin derdinde. Çatışmaların en yoğun olduğu 90’lı yıllarda bile gerginlik bu kadar yüksek değildi ve genelde Güneydoğu’da yaşanıyordu. Ancak bu kez tansiyon bütün ülkede yüksek.

“Hayır” cephesine yönelik baskı, iktidar kabul etmese de her gün farklı olaylarla gündeme yansıyor. “Hayır” kampanyası yürüten HDP’den çok sayıda milletvekilinin ve Kürtlerin yerelde yönetimlerinin bağlı bulunduğu Demokratik Bölgeler Partisi’nden onlarca belediye başkanı ile yüzlerce üyenin tutuklu bulunması, siyasi atmosferi gerdikçe geriyor. Kürt cephesi rahatlıkla propaganda çalışması yapamadığını savunuyor. Bunun ipuçları, kentlerdeki reklam panolarında da görülüyor. “Evet” ile ilgili propaganda görselleri oldukça fazla. Hayırcılarınki ise yok denecek kadar azdı ama son günlerde artmaya başladı. Bu tartışmaların bir sonraki adımı, sandık güvenliği. Seçmen iradesi nasıl korunacak?

Sandık güvenliği seçim dönemlerinde Türkiye’nin değişmez gündemi oldu. Sandık başında seçmenleri etkileme girişimleri, oylara itiraz, başkalarının yerine oy kullanma gibi gerekçelerle yaşanan gerginlikler ölümlü kavgalara kadar uzandı. Örneğin 30 Mart 2014’teki yerel seçimde Şanlıurfa'da çıkan muhtarlık kavgasında altı kişi, Hatay'ın Gölbaşı ilçesindeki kavgada ise iki kişi hayatını kaybetti.

Kürt partilerinin güçlü olduğu Güneydoğu’da “hayır” cephesi kaygılı. En çok merak edilen konulardan biri sokak çatışmalarının yaşandığı Diyarbakır’ın Sur, Mardin’in Nusaybin, Şırnak’ın merkez, Cizre ve Silopi ilçeleri gibi yerlerde nasıl oy kullanılacağıydı. Bu yerlerin bir kısmında artık mahaller yok, kimi mahallelerde ise kimse yaşamasa da sokağa çıkma yasağı var. Bu soruna bulunan çözüm, sandıkların taşınmasıydı. Ancak bu, kaygıların giderilmesine yetmiyor.

“Hayır” cephesinin yaşadığı en büyük endişe, sandığa olağanüstü hal ortamında gidilmesi. Muhalefet partilerinin tepkisine rağmen hükümet OHAL’i kaldırmaya yanaşmadı.

Al-Monitor’a konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, karşılarında “kontrolsüz bir güç” bulunduğunu savundu. Yiğitalp, “Dikkat ederseniz şu anda ‘hayır’ çalışmalarımız bile engelleniyor. Araçlarımıza el konuluyor, çalışma yapan arkadaşlarımız gözaltına alınıyor, seçim kurulunda görevlendirdiğimiz arkadaşların görevlendirmesi kabul edilmiyor. Eş başkanlarımız, belediye başkanlarımızın, milletvekillerimizin tutuklu olması, referandumun daha başlangıcında eşitsiz koşullar yaratıyor.” dedi.

Hukuksuz uygulamaların OHAL şartlarında yaygınlaştığını vurgulayan Yiğitalp şöyle devam etti: “OHAL’den kendine vazife çıkaran, hükümetin her dediğini yapmakla kendini yükümlü gören, yasalar dışına çıkan mülki amirler var. Böyle hukuksuz ve eşitsiz ortamda yapılan uygulamaların karşılığı ve muhatabı yok. Bu, kendi içinde bir sürü haksızlık barındırıyor. Bu şartlara bütün olarak baktığımızda, bu şekilde yapılan referandumun referandum olup olmayacağı bile tartışmalı. Endişemiz çok fazla. Mevcutta yaptıkları her türlü hukuksuzluğun muhatabı olmadığı için ne yapacaklar bilmiyoruz. Kontrolsüz bir güç var karşımızda. Kontrolsüz gücün ne yapacağını bilmiyoruz.”

Kürt seçmenlerin endişelenmesine neden olan gelişmelerden biri de HDP’nin atadığı sandık görevlilerinin iptal edilmesi. Hakkâri’deki olayın yanı sıra Mardin’in Nusaybin ilçesinde 24 kişinin sandık başkanlığı iptal edilirken, Batman ve Siirt'te 140 kişinin “saygın kişilik olmadıkları” gerekçesiyle sandık başkanlıkları iptal edildi. Batman’da sandık başkanlığı görevi verilen 200’e yakın kişinin ise hükümete yakın sendikalara üye olduğu ortaya çıktı. 

Geçmiş seçimlerde görev almış kişiler sandık güvenliği sorununun özellikle kırsalda yaşandığını, sandık görevlilerinin bu açıdan önemli olduğunu ancak insanların bu defa görev almaktan çekindiğini anlatıyorlar.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir Diyarbakırlı sandık görevlisi olarak yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “AK Parti ve HDP'liler birbirine girecekti. Onları uzlaştırdım. Oy kullanma ve sayım bittikten sonra diğer köye gittim. Köylüler birbirine girmiş, muhtar adaylarının akrabaları savaşıyordu resmen.”

Diyarbakır merkezine 100 kilometre uzaklıkta bir ilçede önceki seçimlerde görev yapan bir sandık görevlisi de şöyle diyor: “Gelmeyenlerin yerine oy kullanma teşebbüsleri vardı. Oylar tutanaklara yazılınca hileler yapılabiliyordu. O dönem ortam rahattı ancak şimdi kimse görev almak istemez.”

Önceki seçimlerde güvenlik endişesi duyulan yerler genelde PKK’nın faaliyet alanı içerisinde bulunan bölgelerdi. Hükümetler PKK ve yandaşlarının seçmene baskı yaptıklarını savunuyordu. Hatta HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde bazı yerlerde oyların tamamını alması bu iddianın kanıtı olarak gösteriliyordu. Kürt partileri ise güvenlik güçlerinin seçmenlere, kendi partilerine oy vermemeleri için baskı yaptığını öne sürüyordu.

“Evet” cephesinin Güneydoğu’daki en büyük savunucu olan iktidar partisi de eski seçimlerde PKK baskısını sıkça gündeme getiriyordu. AK Parti bu defa rahat. AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammet Akar eskisi gibi ciddi endişe taşımadıklarını söyledi.

Akar Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Hem kırsal bölgelerde ve şehir merkezlerinde güvenlik tedbirleri üst düzey sağlanmış durumda hem de vatandaş daha bilinçli, seçmen daha bilinçli, kendi oyuna sahip çıkma gücüne ve donanımına sahip. Geçmiş seçimler bize eğitim oldu. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerindeki olumsuzluklar bize öğretici oldu. Hiçbir şekilde müsaade edilmeyecek, herkes özgür iradesiyle sandığa gidecek. Sandık ve seçmen güvenliği konusunda her türlü tedbir alındı. Kime oy vereceği bizi ilgilendirmez ama özgürce gidip sandıkta oy kullanabilsin, bizim derdimiz bu. Ne kimsenin oyunun çalınmasına müsaade ederiz ne de kendi oyumuzu çaldırırız. Herkesin oyu özgürce yansısın sandığa.”

Al-Monitor’a konuşan bir seçmen, her şeye rağmen endişeli olduğunu belirterek, “Geçmiş seçimlerde sandıklarla ilgili hep bir sorun çıktığı için bu seçimlerde de böyle bir kaygı taşıyorum Sistematik bir baskı olacağını düşünmüyorum ama bazı yerlerde kişisel baskıların olacağını düşünüyorum. Ben kırsal için daha çok endişeleniyorum” dedi.

Abdülkerim Akkuş isimli bir esnaf ise referandumun Kürtler için çok önemli olduğunu belirterek şöyle dedi: “Kürtlerin gerçek gücü bu seçimde ortaya çıkar. Merkez için hile olacağını sanmam. Kırsal kesim için bir şey diyemem. Benim asıl kaygım, eğer hükümet ‘hayır’ın yüksek olduğunu görürse seçimi iptal edebilir.”

HDP Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in geçtiğimiz hafta Meclis’e verdiği bir soru önergesi ise kaygıların bir başka boyutunu gündeme getirdi. İrmez, Şırnak ile ilgili şu iddiaları gündeme getirdi: “Silopi halkını yoksulluğa mahkûm eden siyasi iktidar, referanduma sayılı günler kala yardım adı altında para dağıtarak evet oylarını güvence altına almaya çalışmaktadır. Şırnak Valisi Ali İhsan Su’nun daha önce basına yansıyan ‘Şırnak’ta evet oyu çıkmazsa evlerinizi alamazsınız’ sözleri yine siyasi iktidarın etik olmayan kampanya çalışmalarına bir örnek olarak gösterilebilir."

Read More: http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2017/04/turkey-emergency-rule-fuels-fears-foul-play-referendum.html

Mahmut Bozarslan
Katkıda Bulunan Yazar,  Türkiye'nin Nabzı

Mahmut Bozarslan gazeteciliğe 1996 yılında Diyarbakır’da başladı. Sabah Gazetesi, NTV ve El Cezire Türk’te muhabirlik yaptı. Bu sırada Fransız Haber Ajansı AFP’ye de serbest muhabir olarak katkıda bulundu. Bozarslan Kürt sorununun çeşitli yönleri, Irak Kürdistanı, kadın sorunu, mülteciler, yerel ekonomi gibi konularda haberler yaptı. Twitter hesabı: @mahmutbozarslan

Original Al-Monitor Translations

Read in English

Google ile Çevir

More from  Türkiye'nin Nabzı

©2017 Al-Monitor. All rights reserved.

Get Al-Monitor delivered to your Inbox

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X

PAYLAŞ