15 Temmuz askeri darbe girişimi Türkiye’de pek çok sorun kümesi üretti. Devlet içine gizli bir örgütlenmeyle 40 yıldır adım adım yerleşen, kritik pozisyonları kontrol eden, bir askeri darbe girişiminde bulunan Gülen grubunun temizlenmesi, ülke demokrasisi ve siyasetinin son üç aydır bir numaralı gündem maddesi.
Başta ordu olmak üzere devlet kurumlarının yaşadığı ciddi erozyon, darbe girişiminde bulunan bu gizli örgütün varlığı, devlet içinde muhtemel gizli kalan dokuları, bunların hukuk devleti için içerdiği riskler, temizliği mutlak bir gereklilik haline getirdi.
“Temizlik nasıl yapılmalı ve yapılıyor?” sorusu da şüphe yok ki, 15 Temmuz sonrasının ürettiği gündemin en az tasfiye gerekliliği kadar önemli ve belirleyici bir sorun kümesi. Ne var ki, bu iki küme arasında ciddi bir paradoks bulunuyor. Tasfiye ve devletin yeniden yapılanması demokrasi ve hukuk devleti için ne denli bir zorunluluk oluşturuyorsa, kullanılan yöntemler de demokrasi ve hukuk devleti için o denli ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Türk hükümeti 20 Temmuz günü olağanüstü hal ilan etti. O tarihten bu yana Türkiye kimi temel hak ve özgürlükleri askıya alan bu olağanüstü rejimin çerçevesinde yasama organını devre dışı bırakan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor. Paradoks hem Gülencilere yönelik takibatın hukuki eksikliklerinden, verdiği cadı avı görüntüsünden, hem de olağanüstü hal rejiminin kullanım tarzından, darbecilere yönelik temizlik ve takip amacının dışına taşmasından kaynaklanıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.