Suriye’de ılımlı isyancılar gerilemeye devam ediyor

By
p
Article Summary
Suriye muhalefeti içinde İslamcıların yükselişi, ılımlı gruplara gelişkin silahlar temin etme ihtimalini zorlaştırıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye’deki İslamcı grupların yarattığı korku, muhaliflere silah yardımı konusunda ABD ile bölgesel müttefikleri arasında ana pürüzlerden birini oluşturuyor. ABD Başkanı Barack Obama’nın 28 Mart’taki kısa Riyad ziyaretinde bu konu yine gündemin üst sıralarındaydı.

Washington Post gazetesine göre, isyancılara taşınabilir uçaksavar füzesi dâhil daha gelişkin silah verilmesine karşı çıkan Obama, bu katı tutumunu yumuşatmayı düşünüyor. Suudiler ise Batı’ya bu yönde uzun zamandır baskı yapıyor ve Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirmeye çalışan isyancılara gelişkin silah verilmesi hâlinde üç yıldır süren bu kanlı savaşta durumun muhalefet lehine dönmesini umuyor.

Suriye’deki cihatçı gruplara karşı somut önlem aldığını göstermek isteyen Suudi Arabistan, özellikle dış ülkelerde savaşan Suudi vatandaşlarını hedef alan örneği görülmemiş terörle mücadele yasaları çıkardı. Bunun yanı sıra, Nusra Cephesi, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Müslüman Kardeşler’i terör örgütü ilan etti.

Suriye savaşını şiddetlendirme yanlısı olanlar, gelişkin silahlar konusunda “ılımlı” isyancılara güven duyulabileceğini, bu grupların hem yükselen cihatçıları dengeleyeceğini hem de İran, Rusya, Lübnan Hizbullah’ı ve Irak’tan güçlü destek alan ulusal orduya karşı etkili olacağını öne sürüyor. ABD yetkilileri ise bu tip güvenilir “ılımlı” isyancıların varlığından şüphe ediyor ve seçilmiş ılımlı isyancılara sağlanacak silahların radikallerin eline geçmesinden korkuyor. Öte yandan, isyancılar arasındaki “ılımlı” ve “aşırı” ayrımı, herhangi somut bir veri ortaya konmadan sadece sözde yapılıyor.

Washington Post gazetesi, “konuya vakıf yetkililere” dayanarak, Riyad’ın üç cihatçı grupla çalışmış olanları kapsam dışı bırakmayı kabul ettiğini yazıyor. Söz konusu gruplar, Ahrar El Şam, El Kaide’nin Suriye’deki resmi kolu Nusra Cephesi ve El Kaide’den kopan IŞİD olarak belirtiliyor.

Bu anlayış, diğer gruplardaki isyancıların gelişkin silah verilecek kadar güvenilir olduğu ve ılımlı fikirler taşıdığına dair yanlış bir ön kabul içeriyor. Oysa adı geçen grupların dışında da önemli bazı Selefi ve radikal örgütler var ki bunlar yanlış bir şekilde “ılımlı” sınıfına sokuluyor.

Örneğin İslami Cephe, eşit derecede aşırı ideolojilere sahip bir dizi Selefi grubun bir araya geldiği, ülke çapında faal olan bir koalisyon. Kuzeydeki Halep bölgesinde etkili olan Ahrar El Şam, İslami Cephe’nin kurucu üyelerinden biri. Oluşumun diğer kilit üyesi Cayş El İslam, daha çok Şam kırsalında faaliyet gösteriyor ve Zahran Alluş tarafından yönetiliyor. Suriye uzmanı Joshua Landis’e göre “Alluş ile El Kaide grupları arasında derin bir ideolojik fark yok.”

Demokrasiyi, sivil devleti ve laikliği reddeden İslami Cephe, Şeriatın katı bir yorumla uygulanmasını, İslam ümmetinin canlandırılmasını istiyor. Al-Monitor’un Suriyeli muhalif kaynaklar ve Batılı diplomatlardan edindiği bilgiye göre, İslami Cephe’nin kuzeydeki grupları çoğunlukla Katar ve Türkiye tarafından finanse ediliyor, Alluş’un Şam’da faal olan Cayş El İslam grubu ise Suudi Arabistan’dan destek alıyor.

Güney Suriye’de faal olan Yermük Tugayı’nın komutanı Beşar El Zubi de Suudiler tarafından Batı’nın güvenebileceği “ılımlı” bir ortak olarak sunuldu. Suudilerin tahayyül ettiği ideal koşullarda, yeni kurulan Güney Cephe’ye komuta edecek olan Zubi’ye Ürdün sınırı üzerinden ABD silahları ulaştırılacak. Ancak Al-Monitor’un daha önce aktardığı gibi, Zubi’nin Nusra Cephesi ile iş birliği yapmışlığı var. Washington Post gazetesinde yer alan Suudi ölçütlerine göre Zubi, bu durumda gelişkin silah alamayacak mı?

Halep’te İslamcı grupların oluşturduğu küçük bir koalisyon olan Cayş El Mücahidin de nefret edilen IŞİD’e karşı birkaç saldırıda yer alınca büyük tantanayla piyasaya sürüldü. Peki, bu örgüt “ılımlı” ölçütüne uyuyor mu? Mücahidin savaşçıları mart ayında muhalefetin tanınmış aktivistlerinden Hristiyan Marcell Shehwaro’ya zorla başörtüsü taktırdı. Daha sonra özür dilemiş olsa da Cayş El Mücahidin, gelişkin silahlar için güven verici bir aday olarak görünmüyor.

Daha az İslamcı görünen nadir gruplardan biri olan Suriye Devrimciler Cephesi de kimi medyaya göre sahada güvenilir bir ortak olabilir. Suudi Arabistan’dan destek aldığı bilinen bu örgütün başında, kaynakları kendi şahsi çıkarları için kullanmakla suçlanan Cemal Maruf adında bir savaş ağası var. Maruf, Independent gazetesine bu hafta verdiği demeçte, El Kaide ile savaşmak gibi bir meselesi olmadığını söyledi ve El Kaide’nin Suriye koluyla iş birliği yapıp askeri malzeme paylaştığını açıkça kabul etti. Suriye Ulusal Koalisyonu’nda yer alan Katar’a yakın bir kaynak, Al-Monitor’la yaptığı özel sohbette, daha önce Özgür Suriye Ordusu’nda yer almış Suudi destekli çoğu grubun, halkın nefret ettiği eşkıya ve canilerden oluştuğunu söyledi. 

Suriye Ulusal Koalisyonu, isyancıların Lazkiye kırsalında düzenlediği koordine saldırıyı ve tarihi Ermeni kasabası Kesep’in ele geçmesini “önemli sonuçlar doğuracak askeri bir zafer” olarak kutladı. Lazkiye taarruzunda da yine yanıltıcı bir biçimde asil, ılımlı devrimciler olarak sunulan militanlara destek verildi. Taarruzun başını çeken gruplardan biri olan Şam El İslam, radikal bir cihatçı oluşum. Başında yılların cihatçısı ve eski bir Guantanamo tutuklusu olan Faslı İbrahim Bin Şükran bulunuyor ve üyeleri çoğunlukla Kuzey Afrikalılardan oluşuyor. Medyada yer alan haberlere göre, grubun militanları kasabadaki Ermeni kiliselerinin haçlarını söktü ve bu olay, Kim Kardashian dâhil dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler arasında infiale yol açtı.

Aslen Kesepli olan ancak şu an Beyrut’ta yaşayan Suriyeli Ermeni Şant Kerbabian, Al-Monitor’a Nusra Cephesi’nden korkan halkın kasabadan kaçtığını anlatıyor. Herhangi bir katliamın yaşanmadığını belirten Kerbabian, şöyle devam ediyor: “Haçlar söküldü. Oranın önde gelenlerinden biriyle konuştum ve bu olay teyit edildi.” Kerbabian’ın Kesep’in önde gelenlerinden aldığı bilgiye göre Nusra Cephesi, eşyasını bırakıp kaçan insanların evlerini yağmalıyor ve Türkiye’ye kamyonlar gönderiyor. Ona göre bu, Kesep’in işgalinde Türkiye’nin doğrudan dahli olduğunu gösteriyor. Kerbabian, şunu ekliyor: “Nusra savaşçıları, çadırlarda ve mülteci kamplarında yaşayan ‘kardeşlerini’ getirip Kesep’e yerleştirmek istediklerini söylüyormuş.”

Medya söyleminde hep “kötü adama” karşı savaşacak bir “iyi adam” aranıyor ve silahlı gruplara kolayca “ılımlı” sıfatı yakıştırılıyor. Ne var ki Suriye bir Hollywood filmi değil. Esad’ın güçlerini mağlup edecek asil bir muhalif kuvvet bulma arayışı, bugüne dek pek sonuç vermiş değil. Afganistan deneyiminden ders almışa benzeyen Obama yönetimi, isyancıların silahlandırılmasına ihtiyatla yaklaşmakta haklı. Zira bu silahlar bir gün kendilerine dönebilir.

İngiltere’nin dışişleri ve İngiliz Milletler Topluluğu’ndan sorumlu devlet bakanı Hugh Robertson, Al-Monitor’a bu hafta verdiği mülakatta Batı’nın başlıca kaygısına dikkat çekti: “Birleşik Krallık için açık bir tehdit söz konusu. Yaklaşık 400 (İngiliz uyruklu) cihatçı şu an Suriye’de bulunuyor ve orada iyice radikalleşiyor. Bu durum, Suriye’de siyasi çözümün önemini artırıyor.”

Ilımlıların pek az sayıda olduğu bir savaşa silah göndermek, aşırı yüksek bir risk oluşturuyor.

Bu makalede ifade edilen görüşler, tümüyle yazara ait olup Al-Monitor’un editöryel duruşunu yansıtmamaktadır.

Bu bölümlerde bulundu: syria, rebels, jaysh al-islam, jabhat al-nusra, bashar al-assad, al-qaeda

Antoun Issa, Al-Monitor’un Beyrut bürosunda haber editörüdür. Twitter hesabı: @antissa

x