Gulf Pulse

Suudi-Katar gerilimi KİK’i bölüyor

By
p
Article Summary
Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Katar’dan büyükelçilerini çekme kararı, Suudi-Katar ilişkilerinin iyice bozulduğunun ve Körfez İş Birliği Konseyi’nin bölünmekte olduğunun yeni bir işareti. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Körfez İş Birliği Konseyi’nde (KİK) meydana gelen bölünme, Arap isyanlarının beklenmedik zayiatlarından biri oldu. Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 5 Mart’ta yaptıkları ortak açıklamada Katar’dan büyükelçilerini çektiklerini duyurdu ve böylece Katar’ı Körfez monarşilerinin “kötü çocuğu” olarak tasdik etti. Görülmemiş sertlikteki bu karar, “istikrar ve güvenliği” koruma gibi muğlak nedenlerle izah edildi. Suudi destekli basın ise Katar’ın komşularına karşı yürüttüğü iddia edilen entrikaların sansasyonel detaylarını yazmaya başladı.

Üç ülke, Katar’ı KİK’in genel Arap siyasetine bağlı kalması, bilhassa Müslüman Kardeşler’e desteğini kesmesi, Körfez ve Arap dünyası genelindeki muhaliflere sıçrama tahtası olamaması için ikna etmeye çalıştıklarını öne sürdü. Suudi Arabistan, Katar’la ilişkileri kesme yönündeki bu simgesel hamlede Bahreyn ve BAE’yi yanına alabildi. Ancak belalı komşuyu dışlama fikrinin arkasında baş zanlı yine de odur.

Suudi Arabistan, son üç yıl boyunca Arap ayaklanmalarının yarattığı çalkantıda tutarlı bir yaklaşım izlemeye çalıştı. Ne var ki netice, oldukça kaotik ve dengesiz oldu. Arap dünyasının eski düzeninde son derece rahat eden Suudi Arabistan, istikrarlı bölgesel müttefikler ve uluslararası ortaklarla uzun vadeli ilişkiler sürdürmüştü. İran’la 1979’a dayanan geleneksel rekabeti hariç, Arap bölgesinde kriz zamanında güvenebileceği yakın müttefik ve dostları vardı. Eski düzene yönelen tehdit, Arap isyanlarından kaynaklandı. Ayaklanmalarla sersemleyen Suudi dış politikası, neticede dosttan çok düşman üretti. Ayaklanmalara karşı koyma durumunda olan Suudi rejimi, öyle bir dış politika geliştirmeliydi ki monarşi KİK ülkelerinde ve Ürdün’le Fas’ta yönetim modeli olarak sürsün ve ikinci olarak, Mısır’daki devrim karşıtı askeri cumhuriyetçilik desteklensin. Bu iki hedef, Suudi Arabistan’ın hem Arap Yarımadası hem Kuzey Afrika’daki ayaklanmalara yaklaşımını belirledi.

Suudilerin bu iki hedefine bir tek Katar’ın meydan okuduğu görülüyordu. Katar baştan beri kendini devrimcilerin ve bilhassa da Müslüman Kardeşler’in müttefiki olarak sundu, Kuzey Afrika’da Suudi Arabistan’a kafa tuttu. Şimdi ise Katar, ileride Körfez monarşilerine de meydan okuyabilecek muhalif İslamcıların hamisi hâline geldiği için Körfez’in kendi güvenliğini tehdit etmekle suçlanıyor. Ortak KİK açıklamasında Katar’ın “KİK’in güvenlik ve istikrarını tehdit edenlere gerek doğrudan güvenlik çalışmasıyla, gerek siyasi nüfuz kullanarak hiçbir şekilde arka çıkılmaması ve hasım medyanın desteklenmemesi yönünde kasım 2013’te varılan anlaşmaya uymadığı” belirtildi. Bu muğlak açıklamada, Katar’ın bir iç güvenlik tehdidi hâline geldiği ve yakın komşularınca artık hoş görülmeyeceğine dair üstü kapalı bir suçlama yer alıyor. Bahreyn ve BAE’den çok Suudi Arabistan Katar konusunda kaygılanıyor olmalı. Bunun nedeni basit: Suudi Arabistan’da Katar’dan himaye görebilecek geniş bir İslamcı kesim var.

Suudilerin Katar’la ilişkileri, sükûnet ve uyum görüntüsüne rağmen Arap isyanlarının öncesinde de gergindi. Katar’ın bilumum İslamcı gruplara verdiği geleneksel destek, iki ülke arasında sürtüşme kaynağıydı. Suudi Arabistan, Katar’ın Mısır ve Tunus gibi ülkelerdeki başarısına ek olarak Suudi İslamcılar için de bir platform hâline gelmesinden korktu. Suudi Arabistan’ın gözünde İslamcıların kazanımları, aslında onların hamisi olan Katar’ın kazanımıydı. Yani Katar, bölgesel Arap siyasetinin başhakemliğini Suudilerin elinden almaya yönelik gizli hedefinde başarılı oluyordu.

Ancak Suudi Arabistan’daki durum tam da öyle değil. Zira sadece terörizm değil, barışçıl İslamcı hareket de 1970’lerden bu yana ülkede var. Suudi rejimi, Arap isyanlarıyla birlikte kendi İslamcılarının da güçlenmesinden korktu. Nitekim Kral Abdullah bin Abdülaziz, temmuzda Mısır’da iktidara gelen geçici yönetimi ilk kutlayan lider oldu ve ona milyarlarca dolar tutarında cömert yardımlar vadetti.

Suudi Arabistan’da ve Körfez genelinde Müslüman Kardeşler tabanı, eğitimli orta sınıflardan oluşuyor. Belli derecede dindarlığı çağdaşlık ve kapitalist tüketimle harmanlayan bu kesim, eğitimin yaygınlaşmasıyla birlikte daha da genişleyecek. Suudilerin Mısır’da darbeye verdiği açık destek, Sünni İslamcılarla iyi geçinme görüntüsünü de ortadan kaldırdı. Yıllarca tahammül gösterilen ve Suudi rejimiyle nazik bir dengede varlığını sürdüren Müslüman Kardeşler ile Katarlı destekçileri, gerçek bir düşman hâline geldi.

Müslüman Kardeşler, geçmiş yıllarda Suudi destekli İslami kuruluşlarda çalışarak Suudi Arabistan’ın İslami hüviyetini öne çıkarmasına önemli katkılar yaptı. Ancak Mısır’daki darbenin akabinde Riyad için gönülsüz ve kuşkulu bir iş ortağı hâline gelen Müslüman Kardeşler, gözden çıkarıldı.

KİK toplantıları kapsamında ise dayanışma görüntüsü korundu. Ancak güvenlik ve ekonomi konularında Katar’la yaşanan gerginlikler, Suudilerin bu bölgesel örgütteki hâkimiyetinin de tehlikede olduğunu ve artık çantada keklik sayılamayacağını gösterdi. Bahreyn hariç üye devletler, konsey üzerindeki Suudi otoritesine en hafif deyimiyle tahammül ediyor, bazen de açıkça meydan okuyordu. KİK üyeleri bir dizi Suudi girişimine ayak diredi, örneğin Kral Abdullah’ın konseyi alelacele bir iş birliği platformundan birliğe dönüştürme isteği, Merkez Bankası Riyad’da olacak bir ortak para birimine geçiş ve Fas’la Ürdün’ün özel ortak sıfatıyla KİK’e ve 2012 Ortak Güvenlik Antlaşması’na katılımı. Suudi Arabistan, Körfez’deki en yakın müttefiklerini bile bu öneriler üzerinde uzlaştıramadı. BAE mali uyum önerisine direnç gösterdi. Umman, birlik fikrini tümüyle reddetti ve bunun hayata geçmesi hâlinde KİK’ten çekileceğini açıkça belirtti. Kuveyt, Ürdün’ün özel ortak sıfatıyla KİK’e davet edilmesinden rahatsız oldu. Katar ise Kuzey Afrika’daki müşterilerinin Suudiler tarafından baltalamasından, bunların karşısında Selefi akımların desteklenmesinden hoşnutsuzdu.

Ancak KİK’teki Suudi tahakkümüne asıl darbeyi, Körfez’de sözde İran tehdidi konusunda yaşanan ayrışma vurdu. Muhtemeldir ki Suudi Arabistan, bu bağlamda Umman Sultanı Kâbus’u asla affetmeyecek. Zira sultan, İran’la ABD arasında diyalogun kolaylaştırılmasında gizlice yer aldı ve bu diyalog, ciddi bir İran-ABD yakınlaşmasına, İran’ın nükleer programı konusunda hâlen devam eden görüşmelere yol açtı. Bu yakınlaşma İran üzerindeki yaptırımların kaldırılması ve İran’ın uluslararası toplumda iade-i itibarıyla neticelenirse, kuşkusuz ki Suudi Arabistan bunu ABD’nin baş bölgesel müttefiki olma konumuna indirilmiş bir darbe olarak görecek. Ancak Umman, ne Katar’ın maddi imkânlarına sahip ne de bölgesel Arap siyasetinin hakemliği için Suudilerle yarışma hevesinde. Katar’ın işte bu hevesi, Suudilerin en büyük kaygısını oluşturuyor.

Suudiler, bu ufak ama zengin devleti küçümsemek için hiçbir fırsatı kaçırmazken Katar da Suudilere rağmen tutumunu sürdürmeye kararlı olduğunu gösterdi. Sahip olduğu medya imparatorluğunu kullanarak El Cezire üzerinden Arap kamuoyunu yönlendiren Katar, milli duyguları ve zenginliğini devreye sokup eski Arap düzenine meydan okuyanlara destek çıktı. Suudi Arabistan ise bozulmakta olan statükoyu geri getirmek ve bu çalkantılı bölgede kendi konumunu korumak için uğraş verdi.

Katar asıl tehdit olarak İran veya Müslüman Kardeşler’i değil, Suudi Arabistan’ı görüyor olabilir. Unutmayalım ki 1990’larda Suudi Arabistan, Katar’da 1995 darbesinden sonra iktidardan düşen kraliyet mensuplarının tekrar güçlenmesini destekleyerek Şeyh Hamad İbn Halife El Tani’nin altını oymaya çalıştı. 2006’da ise Suudi Arabistan, BAE ile Katar’ın Yunus Sualtı Doğalgaz Boru Hattı projesine karşı çıkarak ciddi ekonomik anlaşmazlıklara yol açtı. Suudi-Katar ilişkileri, 2007’den itibaren düzelse de karşılıklı güvensizlik devam etti.

Suudi-Katar sınırındaki aşiret bağları, her iki ülke tarafından manipüle edilmeye açık. Ancak asıl tehlike, Suudi yorumcuların elçileri çekme kararından hemen sonra başlattığı imalarda yatıyor. Suudi Arabistan’ın Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e yaptığı gibi Katar’ı işgal etmesi elbette ki söz konusu değil. Ancak bu yorumcular, Katar kraliyet ailesinden, Katar’ı Körfez sahasına geri sokacak, yani Suudi hegemonyasına hizmet etmeyi kabul edecek birinin çıkmasını umuyor. Nitekim BBC Arapça kanalına konuşan Suudi yorumcular, Katar kraliyet ailesinin “akil” mensuplarına seslenerek KİK’e geri dönmeleri için çağrı yaptı.

Suudi Arabistan Katar’ı devlet olarak görmüyor. Kimi Suudi prensler, Katar’ı 250-300 bin kişilik bir aile olarak tanımlamaya başladı bile. Bu aslında şaşırtıcı bir tutum. Zira petrol ve gaza dayanan aile şirketleri arasında anlaşmazlıklar bu denli büyük olamaz.

Suudi Arabistan Katar’ı dışlayabilir ama doğrudan cezalandıramaz. Suudiler, Körfez’de kraliyet mensupları arasında kansız darbeleri kışkırtma şeklindeki eski İngiliz taktiğini benimseyecek olursa Katar’ı el altından baltalayabilir. Böyle bir ihtimal şu an uzak olsa da Katar’ın aklında bir kaygı olarak durmalı.

Arap ayaklanmaları, bölgedeki ittifakların haritasını eninde sonunda değiştirecek. KİK gibi bölgesel platformlar zaman içinde daha da anlamsız hâle gelecek. Arap Birliği’nden bahsetmeye bile gerek yok, bu örgüt şimdiden arşive kalkmış gibi görünüyor. Ancak kesin olan şu ki ne Katar ne de Suudi Arabistan Arap siyasetinin başhakemi olamayacak. Zira Araplar artık onları kurtaracak karizmatik bir kahraman peşinde değil. Arapların lider olmadan başkaldırması, ihtiyarlayan veya yeni yetme hükümdarların halka yol gösterme heveslerinin boşa çıkacağını gösteriyor.

Bu bölümlerde bulundu: statehood, saudi arabia, qatar, king abdullah bin abdulaziz al saud, islamists, gulf monarchies, gulf cooperation council, diplomatic relations

Madawi Al-Rasheed, Al-Monitor’un köşe yazarlarından olup London School of Economics and Political Science’a bağlı Ortadoğu Merkezi’nde konuk öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Rasheed, Arap Yarımadası, Arap göç hareketleri, küreselleşme, ulus ötesi dini akımlar ve toplumsal cinsiyet konularında bir dizi eserin sahibidir. Twitter hesabı: @MadawiDr

x