Patriotlar, İran’a psikolojik ve siyasi darbe

Author: Kadri Gursel Posted Ocak 4, 2013

NATO’nun Türkiye’nin talebi üzerine ABD, Almanya ve Hollanda’dan ikişer adet olmak üzere toplam altı Patriot bataryasını Türkiye’de konuşlandırmaya karar vermesi İran’ı çok öfkelendirdi.

SummaryYAZDIR Patriotlar, İran’a psikolojik ve siyasi darbe
Author Kadri Gursel Posted Ocak 4, 2013

15 Aralık’ta İran Genelkurmay Başkanı General Hassan Firouzabadi, “Each one of these Patriots is a black mark on the World map, and is meant to cause a World war. They are making plans for a world war and this is very dangerous fort he future of humanity and for the future of Europe itself” dedi.

Gerçekten de nevrotik olduğu kadar, messianic bir dünya kavrayışını yansıtan, sıra dışı bir tepkiydi bu.

Ardından İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad geçen hafta sonu yapılması planlanan Türkiye ziyaretini iptal etti. Türk basını Ahmedinecad’ın bu kararı Patriotlara tepki olarak almak zorunda kaldığını yazdı.

İran Dışişleri Bakanı Ali Akbar Salehi de “The deployment of Patriot missiles will achieve nothing but provocation and, God forbid, results in others being forced into uncalculated actions. Their deloyment is more of a provocation than a deterrent and they won’t help regional security” dedi.

Bunlar tahdit içeren açıklamalardı.  

İran’ın gergin tutumu ilk bakışta anlaşılmaz gibi gelebilir.

Gerçekten de İran’a ne oluyor? Patriotların konuşlanması askeri olarak bakıldığında, stratejik müttefiki Baas rejiminin düşmesini hızlandıracak bir gelişme değil.

Türkiye’nin Suriye’ye yakın kentleri olan Adana, Kahramanmaraş ve Gaziantep’in her birine ikişer adet olarak konuşlandırılacak olan Patriot bataryaları ocak ayı içinde operasyonel hale getirildiğinde Suriye’yi hedef alan bir uçuşa kapalı bölge uygulamasına hizmet etmeyecekler. Bir dönem Türkiye’nin Şam rejiminin devrilmesini hızlandırmak için uçuşa yasak bölge ihdası yönünde lobi yapmış olduğu doğru. Ancak amaç bu olsa ki değil, bu işi Patriotlarla yapmak gayet irrasyonel olurdu. Kaldı ki imkansız; füzelerin menzilleri konuşlandırıldıkları bölgeden Suriye hava sahası üzerinde böyle bir uygulama yapılmasına izin verecek kadar uzun değil.

Bu füzelerin Suriye’ye karşı saldırgan amaçlı olarak kullanılması ihtimal dışıdır.

Dolayısıyla sadece askeri mukayeseler yaparak İran’ın öfkesinin anlamak mümkün olamaz.

 
Patriotların Türkiye’ye gelişi İran için çok daha fazlasını temsil ediyor. Bunları Arap isyanları ve devrimleri bağlamındaki dört ana başlık altında inceleyebiliriz.
Birincisi, İran İslam Devrimi’nin bölgede yaşadığı nüfuz ve itibar kaybıdır. İki yılı geride bırakan Arap isyanları Mağrip’te İslamcı hareketleri iktidara getirdi ama İran İslam Devrimi’nin sloganları ve tutumları ne bu ülkelerin sokaklarında ne de medya ortamında duyuldu.
İran İslam Devrimi geçmişte bazı Sünni İslamcı hareketleri etkileyebilmişti. Ancak bugünkü haliyle İran’ın Arap isyanlarının İslamcı olsun olmasın siyasal ve toplumsal aktörleri üzerinde herhangi bir etkisinin olduğunu gözlemleyemiyoruz.
Dolayısıyla Arap isyanlarının Ortadoğu’da İran’ı ideolojik planda gerilettiğini söylemek pekala mümkün.
İkincisi, İran’ın büyük bir stratejik kaybın eşiğinde olmasıdır. Mağrip’te Arap diktatörlerinin devrilmesinin ardından bu kez İran’ın Ortadoğu’daki stratejik müttefiki Suriye’deki Baas rejiminin düşmek üzere olması söz konusu. İran’ın kendi jeopolitiği açısından Suriye’ye hayati önem atfettiği biliniyor. Şam düşerse, bu İran için telafisi imkansız bir kayıp olacak.
İran’ı öfkelendiren üçüncü neden Türkiye’deki ve dolayısıyla bölgedeki Batılı askeri güç varlığının artmasıdır.
Mısır’daki ayaklanma henüz başlamadan önce, ABD’nin bölgedeki en önemli Arap müttefiki Mübarek’in sağlık sorunları nedeniyle iktidardan ayrılacağı ufukta görülmüştü. Bu mukadder gelişmeye Tahran’da “ABD’nin bölgedeki varlığını önemli ölçüde azaltacak bir gelişme” olarak umut bağlandığı biliniyordu.
Ancak Arap isyanları süreci boyunca işler İran’n umduğu gibi yürümedi. Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinde Batı İttifakı başrolü oynadı. Şimdi ise Suriye’de İran’ın stratejik ortağı olan rejimin devrilmesi açısından önemli bir rol oynuyorlar.
NATO Patriotlarının İran’ın batı komşusu Türkiye’deki konuşlanması, Batılı güçlerin bölgedeki askeri varlıklarını Arap isyanları denkleminde de  sürdürebildiklerinin sembolik ve fakat spektaküler ifadesi oldu.
NATO’nun İran’ın balistik füze kapasitesine karşı geliştirildiği herkesçe bilinen anti-balistik füze savunma sisteminin radar unsurunun Türkiye’de konuşlanması, AKP Türkiye’si ile İran arasındaki ilk büyük kırılmaydı. Patriotların yine Türkiye’ye konuşlanması ikinci kırılmadır ve İran’ın bu adımdan jeopolitik tehdit algılaması bu parametreler içinde doğaldır.
Ve nihayet dördüncü olarak Türkiye’nin Suriye politikasının İran açısından başlı başına bir öfke kaynağı olduğuna dikkat çekmek gerekiyor.
Türkiye’nin 2011’in yazında Şam rejimiyle bütün köprüleri atıp bu rejimi devirmeye karar verirken göz ardı ettiği faktörler arasında Suriye’nin İran için hayati önem arz ettiği gerçeği de vardı. İran, Türkiye’nin Suriye rejimine karşıt tutumunu bir stratejik tehdit olarak algıladı. Burada, 2010 kasımındaki NATO zirvesinde anti-balistik füze savunma sistemi radarının topraklarında konuşlanmasını zımnen kabul edene kadar İran’la “sıfır sorun” politikası gütmüş bir Türkiye’den söz ediyoruz. Bu Türkiye bu olaydan birkaç ay öncesinde Brezilya ve İran’la birlikte Tahran Deklarasyonu’nu kotarmış, BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a ağırlaştırılmış yaptırımlara “hayır” oyu kullanmıştı. Türkiye’nin Batı İttifakı’yla ilişkilerini izafileştirmesi İran için ne kadar memnuniyet verici olduysa, sonrasında bu kez yeniden hizalanması da o kadar kırıcı oldu.

Tahran, Ankara’nın Suriye politikasına tahammül etmekte zaten zorlanıyordu; bu politika Patriot konuşlanmasına neden olunca kızgınlıkları büsbütün arttı

Read More: http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2013/01/turkey-patriot-missiles-iran.html

Original Al-Monitor Translations

Read in English

Google ile Çevir

©2014 Al-Monitor. All rights reserved.

PAYLAŞ